Nihat Hatipoğlu'na Cevap

Prof. Dr. Nihat HATİPOĞLU'na Cevaplar

Gerçekleşmiş 142 Kıyamet Alameti

 

1. Ay’ın Yarılması

Kuran’ın 54. Suresi’nin adı olan “Kamer”in Türkçe karşılığı “Ay”dır. Bu surenin büyük bir bölümünde, kendilerine gönderilen peygamberlerin “uyarılarını göz ardı eden” Nuh, Ad, Semud ve Lut halkının, Firavun ve çevresinin başlarına gelen yıkımlar anlatılır. Aynı zamanda birinci ayette kıyamet vakti ile ilgili çok önemli bir mesaj verilir:

Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)

Ayette kullanılan “yarmak” fiilinin Arapça karşılığı “şakka”dır. Bu kelimenin Arapça’da farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı Kuran tefsirlerinde “ikiye yarılmak” manası tercih edilmektedir. Bununla birlikte, “şakka” kelimesi Arapçada “toprağı sürme, toprağı kazma” anlamlarında kullanılmaktadır.

İkinci anlamına örnek olarak, Abese Suresi’nin 26. ayetinde geçen kullanımını verebiliriz:

Biz, şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar. (Abese Suresi, 25-29)

Açıkça görüldüğü gibi, bu ayetteki “şakka” ifadesi “yerin ikiye yarılması” manasında değil, “çeşitli bitkilerin yetişmesi için toprağın sürülerek yarılması” anlamında kullanılmıştır.

İşte tam bu noktada, Kuran’ın çok büyük bir mucizesiyle karşılaşmaktayız. Kamer Suresi’nde on dört yüzyıl öncesinden haber verilen ayet, 20 Temmuz 1969′da Ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir. Amerikalı astronotların Ay’a ayak basarak, Ay toprağı üzerinde bilimsel araştırmalar yapmaları, taş ve toprak örnekleri toplamaları ayın yarılması ayetindeki ifadelere tam olarak uymaktadır.

Ay’ın keşfi, “Bir insan için küçük bir adım, insanlık için büyük bir atılım” sloganıyla özdeşleşmiştir. Bu tarihi gezi uzay araştırmalarında bir dönüm noktasıdır; kameralar aracılığıyla belgelenmiş ve o tarihten bu yana yaşayan insanların seyrettikleri bir olay olmuştur. Kamer Suresi’nin ilk ayetinde Allah’ın bildirdiği gibi, bu büyük olay aynı zamanda bir kıyamet alametidir; dünyanın kıyamet öncesi son zaman diliminde olduğunun bir belirtisidir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Nitekim bu konuda çok önemli bir işaret daha vardır. Kamer Suresi’nde geçen bu ayetin bazı kelimelerinin ebced değeri bizlere Ay’a ayak basma yılı olan 1969 tarihini vermektedir. (Ebced hesabı konusunda detaylı bilgi için bkz. Hz. İsa (as)’ın Çıkış Zamanı bölümü)

… Saat yakınlaştı ve Ay yarıldı…

HİCRİ: 1390 MİLADİ: 1969

Ancak şunu da belirtmeliyiz: Elbette Ay’ın yarılması olayı, Allah’ın Peygamberimiz (sav)’e verdiği mucizelerden biridir. Bir hadiste bu mucize şöyle bildirilmiştir:

… Said ibn Ebi Arube, Katade’den; o da Enes ibn Malik (R)’den tahdis etti: Mekke ahalisi Resulullah’tan kendilerine bir ayet (bir mucize) göstermesini istediler. O da onlara Ay’ı iki bölük gösterdi, hatta Mekkeliler Hıra Dağı’nı o iki bölük arasında gördüler. (Sahih-i Buhari ve Tercemesi, cilt 8, no.88)

Yukarıda anlatılan mucize, ayette haber verilen Ay’ın yarılması olayıdır. Ancak Kuran her çağa bakan bir kitap olduğu için, bu ayetle günümüzde Ay’ın keşfi konusuna da dikkat çekildiği düşünülebilir. (Doğrusunu Allah bilir)

2. İran-Irak Savaşı

Ahir zamanda meydana gelecek önemli bir savaş hadiste şöyle haber verilir:

Şevval ayında ayaklanma Zilkade’de harb konuşmaları, Zilhicce’de ise harb vaki olacak. (Kıyamet Alametleri, s. 166)

Önceki sayfadaki hadiste belirtilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları İran-Irak Savaşı’nın gelişim aşamalarıyla aynı tarihlere denk gelmektedir:

Şevval ayında ayaklanma…

İran Şahı’na karşı olan ilk ayaklanma bilindiği gibi hadiste belirtilen 5 Şevval 1398 (8 Eylül 1976)’de olmuştur.

Zilkade’de harp konuşmaları ve Zilhicce’de ise harp vaki olacak…

Hicri 1400 Zilhicce (1980 Ekim) ayında İran-Irak arasındaki savaş tam anlamıyla başlamıştı.

Bir başka hadiste de bu savaşın ayrıntıları şöyle tarif edilir:

Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: “Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır… Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun…” Onlar Mutıka çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya inecekler… Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar… Aralarında savaş olacak: Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak… (Kıyamet Alametleri, s. 179)

– Faris yönünden gelecek olan : İran tarafından gelecek olan

– Faris : İran – İranlı

– Yazıya inecekler : Ovaya inecekler (Irak Ovası)

– Mutık : Yöredeki bir dağın adı

– Rakabe : Petrol kuyularının çok olduğu bölgedir.

“Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır…”

Hadisin bu bölümünde iki taraf arasında, ırkçılıktan kaynaklanan bir anlaşmazlığın olacağına dikkat çekiliyor olabilir. Bu anlaşmazlık sebebiyle, “Yazı”ya (yani Irak Ovası’na) inileceği ve savaşın başlayacağı anlaşılmaktadır.

Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak…

Bu hadisin de işaret ettiği gibi, İran-Irak Savaşı 8 yıl sürmüş ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.

3. Fırat ile Dicle Arasındaki Büyük Savaş

“Fırat ile Dicle arasında Zevra (Bağdat) denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise, koyun kesilir gibi boğazlanacak.” (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c. 5, s. 38, El Muttaki)

Hadiste geçen “Fırat ve Dicle arasında yaşanacak bu büyük savaşla” da yakın geçmişte yaşanan İran-Irak Savaşı’na dikkat çekiliyor olması muhtemeldir. Önceki sayfalarda da gördüğümüz gibi, iki Müslüman ülke arasında yaşanan bu büyük savaşta, hadiste dikkat çekilen topraklarda büyük çatışmalar yaşanmış, köyler, kasabalar, şehirler ağır bombardıman altında yerle bir olmuştur. Kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmadan pek çok insan savaşta hayatını kaybetmiştir. İlerleyen tarihlerde ortaya çıkan toplu mezarlar, savaş sırasında hayatını kaybeden insan sayısının tahmin edilenden fazla olduğunu göstermektedir.

4. Afganistan’ın İşgali

Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Hadiste Afganistan’ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır. Gerçekten de Rusların Afganistan’ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir.

Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır…

Rivayetin bu bölümünde de Afganistan’ın maddi zenginliklerine dikkat çekilmektedir. Bugün Afganistan’da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.

5. Fırat’ın Suyunun Kesilmesi

Fırat Nehri’nin suyunun kesilip durdurulması da Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametlerindendir:

Fırat Nehri’nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın. (Riyazü’s Salihin, 3/332)

Diğer hadislerde bu olayın ayrıntılarıyla ilgili önemli bilgiler verilmektedir:

Resulullah: Fırat Nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar onun için harb edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek, onlardan her adam, keşke kurtulan ben olsaydım, diyecektir buyurmuşlar. (Sahih-i Müslim, 11/320)

Resulullah şöyle buyurdu: Yakında Fırat Nehri altın hazinesini açığa çıkarır, kim buna hazır bulunursa, ondan bir şey almasın. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 28)

(Resulullah:) “Fırat Nehri bir altın dağını açığa çıkarır” dedi. (Sünen-i Ebu Davud, 5/116)

Görüldüğü gibi Hz. İsa (as)’ın yeniden gelişinin önemli bir alameti olan Fırat Nehri’nin suyunun durdurulması ve altın değerinde bir hazinenin ortaya çıkması pek çok büyük hadis kitabında yer almaktadır.

Şimdi yukarıda yer verdiğimiz hadislerde geçen bu konuyla ilgili önemli ifadeleri tek tek ele alarak inceleyelim:

Resulullah buyurdu ki: (1) Fırat Nehri’nin suyu çekilip (2) altından bir dağ meydana çıkmadıkça kıyamet kopmaz… (Riyazü’s Salihin, 3/332)

(1) Fırat Nehri’nin suyunun çekilip…

Suyuti’nin kitabında bu hadis “suyun durdurulması” olarak geçmektedir. Gerçekten de Keban Barajı, Fırat Nehri’nin suyunu durdurarak kesmiştir.

(2) “Altın”dan bir dağ meydana çıkmadıkça…

Yapılan baraj sayesinde; elektriğin üretilmesi, toplanan suyun arazide kullanılarak toprağın veriminin artması ve ulaşım kolaylığının sağlanması gibi sebeplerle, buradaki topraklar “altın” gibi kıymetli hale gelmiştir.

Keban barajı ve Fırat Nehri üzerine sonradan kurulan diğer barajlar, betondan dev birer dağı andırmaktadır. Bu barajlardan (hadis-i şerifteki benzetmeye göre dağdan) altın değerinde servet dökülmektedir. Dolayısıyla barajlar “altın bir dağ” özelliği kazanmaktadır. (Doğrusunu Allah bilir)

6. Ramazan Ayı’nda Ay ve Güneş Tutulmaları

Hz. Mehdi (as) için 2 alamet vardır ki… Bunun birincisi, Ramazan’ın birinci gecesi Ay’ın ikincisi de ortasında Güneş’in tutulmasıdır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)

Ramazan’ın birinci gecesi Ay, ortasında Güneş tutulacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 199)

Onun saltanatı zamanında, Ramazan Ayı’nın on dördünde Güneş tutulacaktır, o ayın ilkinde ise Ay kararacak… (Mektubat-ı Rabbani, 380. Mektup, 2/1163)

Mehdi’nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde Güneş iki defa tutulacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 440)

… Güneş’in oruç ayının ortasında, Ay’ın ise sonunda tutulması… (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37)

Ramazan’da iki defa Ay tutulması olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)

Hz. Mehdi (as)’ın gelişi Razaman ayında Ay’ın iki kere tutulmasına sebep olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 200)

Yukarıdaki rivayetlerde dikkati çeken en önemli noktalar Ramazan Ayı’nın ortasında hem Güneş tutulması, hem de bir ay içinde Ay’ın ve Güneş’in iki kere tutulmasıdır.

Eğer bu hadislerde tarif edilen olaylar dikkatle incelenirse, rivayetler arasında çeşitli farklılıklar olduğu göze çarpar. Yukarıdaki 1, 2 ve 3. rivayetlerde Ay, Ramazan’ın birinci günü, 4. rivayette ise sonuncu günü tutulacaktır. Böyle bir durumda yapılacak en doğru şey, aynı olaya bakan farklı rivayetlerin ittifak ettikleri ortak yönleri tespit etmek olacaktır. Buna göre, yukarıdaki hadis rivayetlerinin toplamından çıkan ortak sonuçlar şunlardır:

1. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır.

2. Bu tutulmalar ortalama 14-15 gün arayla olacaktır.

3. Bu tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır.

Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri 1401′de) Ramazan Ayı’nın 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur. Yine “ikinci olarak”, 1982 yılında (Hicri 1402′de) Ramazan Ayı’nın 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur.

Ayrıca bu hadisede Ay’ın Ramazan’ın tam ortasında DOLUNAY halinde tutulması ve dikkatleri çekecek bir alamet olarak belirmesi de son derece anlamlıdır.

Bu olayların Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın diğer çıkış alametleriyle aynı dönemde meydana gelmesi ve Hicri 14. yüzyıl başlarında, üst üste iki yıl (1401-1402) mucizevi bir tarzda tekrarlanması rivayetlerin işaretinin bu olaylar olabileceğini kuvvetlendirmektedir.

Üstelik hayret uyandıracak şekilde benzer bir tutulma olayı 2002 ve 2003 senelerinde de gerçekleşmiştir.

GERÇEKLEŞEN TUTULMA

TARİH

Ay Tutulması

Hicri 1423 ‘te Ramazan’ın ortasında

20 Kasım 2002

15 gün sonra

Güneş Tutulması

Hicri 1423′te Ramazan’ın sonunda

4 Aralık 2002

Ay Tutulması

Hicri 1424′te Ramazan’ın ortasında

9 Kasım 2003

15 gün sonra

Güneş Tutulması

Hicri 1424′te Ramazan’ın sonunda

23 Kasım 2003

7. Kuyruklu Yıldızın Doğması

Hz. Mehdi (as)’ın çıkışından evvel, (her tarafı) aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 200)

O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)

O yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)

… Ne zaman ki Melikler seyahat, zenginler ticaret, fakirler dinlenmek, hafızlar gösteriş yapmak için hacca giderler; işte o zaman, kuyruğu bulunan bir yıldız zuhur edecektir. (Kıyamet Alametleri, s.123)

Hadislerde belirtildiği gibi:

– 1986 yılında (Hicri 1406′da) yani 14. yüzyıl başlarında “Halley” kuyruklu yıldızı Dünyamız’ın yakınından geçmiştir. Bu kuyruklu yıldız parlak ışıklı bir yıldızdır.

– Hareket yönü doğudan batıya doğrudur.

– 1981 ve 1982 (Hicri 1401-1402) yıllarında meydana gelen Ay ve Güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır.

Bu yıldızın doğuşunun da diğer çıkış alametleri ile aynı zamanda meydana gelmesi, Halley kuyruklu yıldızının hadiste işaret edilen yıldız olduğunu doğrular niteliktedir.

Tarih boyunca bu kuyruklu yıldızın geçtiği zamanlarda Müslümanlar açısından çok önemli hatta dönüm noktası sayılabilecek olaylar meydana gelmiştir. Bunlardan bir kısmı Peygamberimiz (sav)’den aktarılan rivayetlerde de bildirilmiştir:

Bu yıldız ilk çıktığında;

Hz. Nuh (as)’ın kavmi helak olmuştur.

Hz. İbrahim (as) ateşe atılmıştır.

Hz. Musa (as) ile mücadele eden Firavun ve kavmi yok edilmiştir.

Hz. Yahya (as) öldürüldüğünde de görülmüştür.

Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnenin şerrinden Allah’a sığınınız. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)

Bu yıldız geçtiğinde meydana geldiği rivayet edilen diğer önemli olaylar da şunlardır:

Hz. İsa (as) doğmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav)’e ilk vahiy gelmeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti tarih sahnesinde yer almaya başlamıştır.

İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde de bu yıldız görülmüştür.

Halley Kuyruklu Yıldızı Hakkında Bazı İlginç Rakamlar

Halley kuyruklu yıldızı ile ilgili bazı sayıların “19″ sayısının tam katları olması da oldukça dikkat çekicidir:

Halley Kuyruklu Yıldızı 76 yılda bir geçiyor

76 = 19 x 4

Bu yıldız en son Hicri 1406′da görüldü

1406 = 19 x 74

Bu konuyla ilgili bir diğer ilginç durum da şudur: Yukarıda da hesapladığımız gibi Halley yıldızının geçmiş olduğu Hicri 1406 yılı 19′un tam 74 katıdır. “74″ sayısı ise aynı zamanda Kuran-ı Kerim’de 19 mucizesine işaret edilen MÜDDESSİR Suresi’nin sıra numarasıdır.

Kuran’ın Müddessir Suresi’nin (74. sure) 30. ayetinde “19″ sayısının müminler için bir rahmet, inkar edenler için ise bir fitne vesilesi olduğu bildirilmektedir.

Halley kuyruklu yıldızının 19 ile olan bu dikkat çekici bağlantısı da, inkar edenler üzerine bir fitne, müminlere ise bir rahmet müjdelediğine işaret ediyor olabilir.

Müddessir Suresi’nin 1. ve 2. ayetlerinde Hz. Muhammed (sav)’e “EY ÖRTÜNEN! KALK VE KORKUT” şeklinde buyurulmaktadır. Bu, ayetlerin açık anlamıdır. Fakat bu ayetlerin ahir zamana yönelik ikinci bir örtülü, gizli işaretleri de bulunabilir. Belki de “EY GİZLENEN” denilerek Resulullah Efendimiz’in soyundan gelecek olan ve Hicri 1406′da çıkış alametlerinden biri (Kuyruklu Yıldızın doğuşu hadisesi) belirecek olan Hz. Mehdi (as)’a işaret ediliyor olabilir.

Müddessir Suresi

1. Ey örtüsüne bürünen

2. Kalk ve korkut (uyar)

Müddessir: örtünen-bürünen-gizlenen demektir.

Bir başka mucizevi işaret ise Halley yıldızının, 1986 (Hicri 1406)’daki geçişinin, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberlikle vazifelendirildiği MS. 607′den bu yana 19. geçişi olmasıdır.

8. Boynuzu andıran iki uçlu yıldızın çıkışı

Mükerrer olarak, ŞARK CANIBINDEN DOĞAN AMUD-U NURANIDEN (nurlu sütundan) sormaktasınız. Bilesin ki, ashabın verdiği habere göre, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Vaad edilen Mehdi’nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA IKI DIŞLI (1) MÜNEVVER (2) BIR BOYNUZ (3) ÇIKAR.”

Her kim onu görür, fitnelerin şerrinden Allah’a sığınsın. Şark tarafında meydana çıkan o beyazlık; önceleri nurlu bir sütun halinde idi. Sonra, ona bir eğrilik geldi; boynuz şeklini aldı. İhtimaldir ki, onun için; iki başlı, isminin verilmesi, şu itibara göre ola: Her iki tarafında da bir incelik olup dişe benzerler; bunun için, her iki tarafta baş itibar edilmiştir. Nitekim, bir süngünün de her iki tarafı incelik taşısa, onun için de, iki başlı, tabirini kullanır.

Kardeşim Şeyh Muhammed Tahir Bedahşi Confor’dan geldi. Şöyle anlatıyor:

-O sütunun üst tarafında da iki başı var; iki dişe benziyor. İkisi arasında da kısa bir ayrılık var.

Bu mânanın teşhisi sahrada hasıl oldu. Aynı haberi, bir başka topluluk da verdi. Halbuki bu doğuş, Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru zamanında olacak zuhur değildir. Zira, onun zuhuru, yüz başlarında olacaktır. Şu anda dahi, yüz başını, on sekiz sene geçmiş vaziyettedir. Hadis-i şerifte, Hz. Mehdi (as)’ın alâmetleri hakkında şöyle anlatılmıştır:

“ŞARK TARAFINDA BIR KUYRUKLU YILDIZ DOĞUP AYDINLIK VERECEKTİR.”

Bu yıldız dahi doğmuştur. Amma o mudur, yoksa onun bir benzeri midir? Bu yıldıza, Kuyruklu yıldız, adının verilmesi, ihtimal ki, şu anlatmalara dayanıyor; Sabitlerin seyri, MAĞRIBDEN (BATIDAN) MEŞRIKADIR (DOĞUYADIR) (4)… Bu yıldızın durumu da, onun seyrine göredir. Yani yüzü meşrik canibine doğru, arkası dahi, mağrib tarafınadır. Bu uzun beyazlık dahi, onun arka tarafındadır. Bu mana icabı olarak, ona; Kuyruk… isminin verilmesi yerindedir. Onun her günkü irtifı (geçiş yönü) ise, meşrikten mağribedir. Ancak o, kısri (kendine has durumunda ağırlık taşıyan) seyri ile felek-i azamın seyrine bağlıdır. Hakikat-i hali, en iyi bilen Sübhan Allah’tır.” (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s. 1184)

İmam-ı Rabbani’nin de detaylı olarak tefsir ettiği “iki dişli münevver (aydınlatıcı) bir boynuz çıkar” ifadesi 24 Şubat 2009 yılında Dünya’ya en yakın noktadan geçen Lulin kuyruklu yıldızına işaret etmektedir. Hadisteki ifadelerin hepsinin Lulin kuyruklu yıldızının özellikleriyle birebir uyum içinde olması çok büyük bir mucizedir ve Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın gelişini bekleyen bütün müminler için de çok büyük bir müjdedir.

(1) … iki dişli..:

Lulin kuyruklu yıldızının arka kısmındaki kuyruğun çatallı olması, hadisteki iki dişli ifadesiyle birebir bağdaşmaktadır.

(2) … münevver (aydınlatıcı)..:

Hadiste bahsi geçen münevver (aydınlatıcı) sıfatı, Lulin kuyruklu yıldızının dünyaya yaklaştıkça 6 yıldız parlaklığı kadar artan parlaklığına işaret etmektedir.

(3) … bir boynuz..:

Lulin kuyruklu yıldızını diğer kuyruklu yıldızlardan ayıran en önemli farklılığı, yıldızının çekirdeğinin arka kısımda yer alan kuyruğunun karşısında, çekirdeğin ön kısmında, yani ilerleme yönünde de bir kuyruğunun bulunmasıdır. Lulin kuyruklu yıldızının çekilmiş fotoğraflarına bakıldığında da karşıt yöndeki iki kuyruğun şekil itibariyle bir boynuzu andırdığı ilk bakışta farkedilmektedir.

(4) … mağripten (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)..:

Hadisin devamında yer alan “Sabitlerin seyri, mağribden (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)…” ifadesi hadiste hareket eden bir cisme, bir kuyruklu yıldıza dikkat çekildiğini teyit eder mahiyettedir. Nitekim diğer gökcisimleri meşrikten (doğudan) mağribe (batıya) doğru saat yönünün aksi yönünde hareket ederken, Lulin kuyruklu yıldızının seyri saat yönünde yani Mağripten (BATIDAN) Meşrika (DOĞUYA)’dır. Başka hiçbir gökcisminde görülmeyen bu özelliğin Lulin kuyruklu yıldızında olması ve bunun yaklaşık 1400 sene önce Peygamber Efendimiz (sav) tarafından Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın çıkışının habercisi olarak bildirilmiş olması şüphesiz ki çok büyük bir mucizedir.

9. Kabe Baskını ve Kabe’de Kan Akıtılması

Onun (Hz. Mehdi (as)) çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak. (Kıyamet Alametleri, s. 168-169)

İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina’ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35)

Yukarıdaki hadislerde “onun çıkacağı yıl” cümlesi ile, Hz. Mehdi (as)’ın çıkış tarihinde Hac sırasında meydana gelecek bir katliama dikkat çekilmektedir. 1979 yılında, Hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında aynen böyle bir katliam yaşanmıştır. Bu kanlı Kabe baskını da ahir zamanın başlangıcının ve Hz. Mehdi (as)’ın çıkışının diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde meydana gelmiştir.

Yine hadis-i şerifte kanların akacağından bahsedilerek öldürme olaylarına dikkat çekilmiştir. Baskın sırasında Suudi askerleri ile militanlar arasında meydana gelen çarpışmada 30 kişinin öldürülmesi bu rivayetin kalan kısmını da doğrular.

1979 (Hicri 1400)’de gerçekleşen bu Kabe baskınının ardından 7 sene sonra Hicri 1407 yılında, Hac sırasında çok daha büyük kanlı bir olay meydana gelmiştir. Bu olayda caddelerde gösteri yapan hacılara saldırılarak 402 kişi katledilmiş, çok fazla kan akıtılmıştır. Beyt-ül Muazzama’nın yanında, Müslümanların (Suudi Arabistan askerleri ile İran’lı Hacıların) birbirlerini öldürmeleri ile bir hadiste haber verildiği gibi “büyük günahlar işlenmiştir”. Bu kanlı olaylar ilgili hadislerde tarif edilen ortamla çok büyük benzerlikler taşımaktadır:

Resulullah (sav) buyurdu: Ramazan’da bir seda, Şevval’de bir ses, Zilkade’de kabileler arasında savaş olur. Hacılar talana uğrar. Mina’da ölülerin çok olacağı bir savaş olur, öyle ki orada taşları kan gölü içinde bırakacak kadar kan akar. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 31)

Ramazan’da bir seda olur. Şevval’de de bir seda olur. Zilkade’de kabileler birbiriyle çarpışır. Zilhicce’de hacılar talana uğrar. Muharrem’de gökten şöyle nida olur. “Dikkat ediniz. Filan kimse Allah’ın halkının hayırlılarındandır. Onu dinleyiniz ve ona uyunuz.” (Ramuz El Hadis, 2/518-5)

Şevval ayında ayaklanma, Zilkade’de harb konuşmaları, Zilhicce’de ise harb vaki olacak. Hacılar soyulacak, kanları (Cemretül Akabe) üzerine akacak. (Kıyamet Alametleri, s. 166)

Zilkade ayında kabileler savaşır, hacılar kaçırılır, melhameler (kanlı harpler) olur. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 34)

Şevval’de savaş naraları, Zilhicce’de harb ve kıtal (muharebe, kavga) olur, yine Zilhicce’de Hacı talana uğrar, hatta caddeler kandan geçilmez ve haramlar çiğnenir. Beyt-ül Muazzama’ın yanında büyük günahlar işlenir. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37)

Hadislerde geçen ifadeleri incelediğimizde de aynı dönemle ilgili önemli olaylara işaretler bulunduğu görülecektir:

Beyt-ül Muazzama’nın yanında büyük günahlar işlenir.

Yukarıdaki hadiste, Beyt-ül Muazzama’nın (Kabe’nin) içinde değil, yanında çıkacak olaylara dikkat çekilmektedir. 1407 yılının Zilhicce Ayı’nda (Hac mevsiminde) meydana gelen olaylar da ilkinden farklı olarak Kabe’nin içinde değil yanında gerçekleşmiştir. En başta anlattığımız olay ise 1 Muharrem 1400′de Beyt-ül Muazzama’nın (Kabe’nin) bizzat içerisinde olmuştur. Her iki olay da rivayetlerin işaretine uygun bir şekilde gerçekleşmiştir.

Kabe’de kan akıtılması, hacıların katledilmesi gibi, hadislerde haber verilen böyle önemli iki büyük hadisenin Hz. Mehdi (as) hakkında bildirilen tüm alametlerin çıktığı dönemde birbiri ardına gerçekleşmesinin çok özel bir durum olduğu açıktır.

… Zilhicce’de harb ve kıtal (muharebe, kavga) olur.

Hadislerde, bu savaş ve çatışmalardan, hacıların öldürülmesi konusu ile birlikte bahsedilmesi, söz konusu olayların aynı zaman diliminde meydana geleceklerini göstermektedir. Aynı dönem, İran-Irak Savaşı’nın çıktığı, Ortadoğu ülkelerinde çatışma ve karışıklıkların en yoğun yaşandığı bir dönemdi.

10. Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi

Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek. (Kıyamet Alametleri, s. 166)

“İkdiddurer” isimli kitapta Hz. Mehdi (as)’ın zuhur alametleri bahsinde geçiyor: Doğuda, semada üç gece görünen büyük bir ateşin çıkması. Mutad (alışılmışın dışında) şafak kızıllığı gibi olmayan bir kırmızılığın semada görülüp ufukta yayılması. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)

Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (r.a.)’dan rivayet edildi. Siz üç veya yedi gün, doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed’in çıkmasını bekleyiniz, inşaAllah-ü Teala, bir münadi Hz. Mehdi (as)’ın ismi ile semadan nida edecek ki, doğuda batıda olan herkes bu sesi işitecek.(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)

Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar. O ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki sıcağı gündüzki hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 461)

Hz. Mehdi (as)’ın çıkış öncesi alametlerinden olan bu ateş hakkında kısa bir açıklama yapmak yerinde olacaktır.

Bazı kişiler bu ateşi; sebepsiz yere birdenbire ortaya çıkan, sönme nedir bilmeyen, hatta herkesin bulunduğu yerden mutlaka göreceği tarzda bir alamet olarak beklemektedir. Halbuki kıyamet alametlerinin meydana gelişi sırasında imtihan devam ettiğinden onların anlaşılması, herkesin mecburen kabul edeceği bir açıklıkta olmaz. Böylece insanlar akıllarını, vicdanlarını, iradelerini kullanarak karar verirler. Şayet kıyamet alametleri ile ilgili hadisler en ince ayrıntısına kadar (mesela; hangi şehirde, kaç tarihinde, ne şekilde çıkacağı) anlatılsaydı, daha önce de belirttiğimiz gibi herkes mecburen kabul eder, insanlar arasında derece farkı kalmazdı. Bu sebeple kıyamet alametleri ile ilgili hadisler özellikle yarı kapalı bir şekilde bildirilmiştir.

Ateş alametini de bu şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Bir ateş sebepsiz yere çıkmaz; ya bir kaza ile ihmal neticesinde veya kasıtlı bir olay ile çıkar. Mehdi’nin çıkış alameti olarak söylenmesi, onun çok garip ve olağanüstü bir alamet şeklinde çıkmasını gerektirmez. Önemli olan bu ateşin, hadiste tarif edilen ateşin özelliklerine ve ortaya çıkış vaktine uygun olmasıdır. Bu ateşi tanımak ve tespit edebilmek için yapılacak ilk iş, özelliklerinin ortaya çıkartılmasıdır.

Bilindiği gibi Temmuz 1991 yılında Irak’ın, Kuveyt’i işgali sonrasında, Kuveyt’e ait petrol kuyularını ateşe vermesi sonucunda Kuveyt ve Basra Körfezi’ni çok büyük bir ateş sarmıştı. Bu ateşle ilgili o dönemdeki yazılı kaynaklarda yer verilen bazı açıklamalar şöyledir:

– Kuveyt’de yanan petrol, insan ve hayvanlar arasında ölüme sebep oldu. Uzmanlara göre günde yarım milyon ton petrol duman olarak atmosfere karıştı. Her gün 10 bin tondan fazla is, kükürt, karbondioksit ve büyük miktarda, kanser yapıcı özelliği olan hidrokarbonlar bulut gibi körfez üzerinde asılı durdular… Yalnız Körfez değil, onun şahsında Dünya yandı. (M. Necati Özfatura, Kurtlar Sofrasında Ortadoğu, s. 175)

-Ateşe verilen iki kuyu, Türkiye’nin bir günde çıkarabildiği kadar petrol veriyordu ve dumanlar 55 km. uzaklıktaki Suudi Arabistan’dan bile görülebiliyordu. (Hürriyet, 23 Ocak 1991)

-Kuveyt’te ateşe verilen yüzlerce petrol kuyusu alev alev yandı. Uzmanların “söndürmek son derece zor” dedikleri petrol kuyularındaki yangının Türkiye’den Hindistan’a kadar olan geniş bir bölgeyi en az 10 yıl süreyle etkileyebileceği bildirildi.

Ateşe verilen petrol kuyularında çıkan alev ve dumanlar atmosferi devamlı kirlettiler. Kuveyt gündüzleri gece manzarası arz ediyordu. Alevlerle birlikte yükselen füme rengi duman, Kuveyt semalarında sonbahardan kış mevsimine geçişi hatırlattı… Kuveyt’in tamamının yaşanılır hale gelmesi için en az bir senelik bir zamana ihtiyaç olduğu açıklandı. Kilometrelerce uzaktan görülen alevlerle birlikte yükselen dumanlar, Kuveyt semalarını tamamen kaplayarak ülkeyi yaşanmaz hale getirdi ve varlıklı olanlar Kuveyt’i terk ettiler.

Dahran’daki araştırma merkezi müdürü Abdullah Dabbag’ın New York Times‘da çıkan açıklamasına göre, Basra Körfezi’ndeki kirlenme neticesinde 106 tür balık, 180 tür yumuşakça ve bölgede yaşayan 450 tür hayvan yaşama savaşı verdi. 600 petrol kuyusundan yükselen dumanların komşu ülkelere yayıldığı, ayrıca kükürt gibi kanserojen maddeler ihtiva eden dumanların asit yağmuruna dönüşerek tarımda verimi azalttığı açıklandı. (M. Necati Özfatura,Kurtlar Sofrasında Ortadoğu, s. 171)

Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut* denilen vadide sönük vaziyettedir… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s.461)

* Berehut: Bir vadi veyahut bir kuyu adıdır. (Kamus Tercemesi, 1/550)

Önceki sayfalarda yer verdiğimiz hadis-i şerifin yukarıdaki ilk kısmında, ateş için “sönük bir vaziyettedir” denmektedir. Ateş, yanıcı bir maddenin yanmasıyla meydana geldiğine göre burada sönük vaziyette bekleyen ateşin kendisi değil, ateşin yakacağı hammaddedir. O halde burada toprak altından çıkarılan petrole işaret ediliyor olabilir. Nitekim hadisteki Berehut denilen yer, bir kuyunun adıdır. Bu kuyu petrol kuyusu olarak düşünülebilir. Zamanı gelince bu kuyulardan çıkarılan petrol, yanmaya hazır bir ateş haline gelmektedir.

“O ateş müthiş azap olduğu halde insanları kaplar.” O ateş, sadece yanan bir ateş değil, aynı zamanda insanları canından, malından ederek azap içinde, elem-üzüntü içinde bırakacak ve bütün doğayı kirletecek olan bir ateştir.

“O ateş insanları, malları yakar bitirir.” O ateş bir kısım insanların ölümüne sebep olmaktadır. Bunun yanında malları yakarak, maddi zarara sebebiyet verdiği gibi, tüm çevreyi ve doğayı kirleterek de insanların geçim kaynaklarını yok etmektedir.

“Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır.” O ateşin, “rüzgar ile bulut gibi uçan” kendisi değil dumanıdır. Burada benzetme yapılarak dumanın bulutlara kadar yükseleceği de anlatılmıştır. Bu duman rüzgarın etkisiyle her yöne doğru yayılmaktadır.

“Geceki sıcağı, gündüzki hararetinden daha şiddetlidir.” O ateşin hem gündüz, hem gece devamlı yandığı anlaşılmaktadır.

“O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak, yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur.” O ateşin çok yükseklere kadar tırmandığına ve bu ateşten gökgürültüsü gibi pek şiddetli bir gürültü ile patlamalar meydana geldiğine işaret edilmektedir.

“Gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak.” Hadisin bu kısmında, olayın gece vakitlerinde meydana geleceğine işaret edilmiştir. Gece vakti meydana gelen büyük infilakın alevleri çok şiddetli bir aydınlanma yapar. Bu kızıl alevlerin meydana getirdiği kızıl aydınlanma, halkın alışık olduğu kırmızı “tan” aydınlanmasından çok ayrıdır. Çünkü gece vakti böyle gündüz gibi aydınlanma olağanüstü bir olaydır.

11. Büyük Bir Olayın Meydana Gelmesi

“(1) Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce (2) medinede (3) simsiyah taşların bile (4) kan içinde kaybolacağı (5) büyük bir vak’a olacaktır. Bu olayda bir kadının öldürülmesi (6) bir kamçının sallanması kadar kolayolacaktır. Ve bu olay 2 km kadar yayılacaktır.” (EI-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-iI Muntazar, 41)

(1) Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce ..Hadis-i şerifin böyle başlaması bu olayın aynı zamanda Hz. Mehdi (as)’ın çıkış öncesi alametlerinden olduğunu gösteriyor. Hz. Mehdi (as)’ın çıkış zamanı hadis-i şerifler ve büyük İslam alimlerinin izahlarına göre Hicri 1400 (Miladi 1979-80) yılı başlarında olması gerekiyor. Hadiste geçen “Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce” ifadesi, Hz. Mehdi (as)’ın ortaya çıkışından kısa bir süre önce bu büyük olayın olacağına işaret etmektedir.

(2) …. Medinede… Arapça’da Medine kelimesi aynı zamanda büyük şehir karşılığında da kullanılmaktadır. Aşağıdaki hadis buna örnektir.

Hz. İbni Amr’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) buyurdu ki:

Ey Ummet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz… Altıncısı da medinenin fethi.

Denildi ki: Hangi medine? Buyurdu ki: Kostantiniyye. (İstanbul)

(Bu İstanbul’un Hz. Mehdi (as) tarafından yapılacak manevi fethidir.)

(Kıyamet Alametleri, s. 204 Ramuz EI Ehadis 1/296)

(3) … Simsiyah taşların bile kan içinde kaybolacağı … Hadis-i şerifin bu kısmında da kanlı hadisenin üzerinde cereyan edeceği zemin yüzeyi tarif edilmektedir. Siyah taş, yani asfalt yol üzerinde kanlı bir olay olacağına işaret edilmektedir.

– 1 Mayıs Taksim olayında 34 ölü ve 200 kişinin yaralanmasından akan kanlar, siyah taşlar (yani asfalt yol) üzerine dökülmüş ve bu kanlar caddeye yayılmıştır.

Asfalt yol: Ufak çakıl taşlarının asfalt maddesi ile karıştırılmasından oluşur.

Bu karışım yola döküldüğünde yekpare siyah taş halini almaktadır.

(4) … kan içinde kaybolacağı … Çatışmalar neticesinde akan kan, bazı kısımlarda asfaltı bir örtü gibi örtmüş ve asfalt yer yer görülmez hale gelmiştir.

(5) … büyük bir vak’a olacaktır … 1 Mayıs Taksim hadisesi anarşi döneminde çok sayıda insanın katledildiği ve çok fazla kanın akıtıldığı büyük bir hadisedir.

(6) … Bir kamçının sallanması kadar kolay olacaktır … Burada bir benzetme yapılarak öldürmenin pek kolayca işleneceğine dikkat çekiliyor. Nasıl bir kamçı, basit el hareketleriyle her tarafa doğru kolaylıkla sallanabiliyorsa, aynı kolaylıkla kamçı gibi kabzasından tutulan ve her tarafa yönetilebilen tabanca da sadece tetiğinin çekilmesiyle hedefteki şahsı öldürebilir.

12. 1979 Yılında İstanbul’da Meydana Gelen Gemi İnfilakı

Hüseyin b. Ali (ra)’dan şöyle rivayet olunmuştur:

“GÖKYÜZÜNDE DOĞU CİHETİNDEN, GECEYİ AYDINLATAN BÜYÜK BİR ATEŞ GÖRDÜĞÜNÜZ VAKİT, İŞTE O AN, HZ. MEHDİ (AS)’IN GELİŞ VAKTİDİR.”

(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (ra)’dan rivayet edildi.

Siz üç veya yedi gün, DOĞUDAN BİR ATEŞİ GÖRDÜĞÜNÜZ ZAMAN AL-İ MUHAMMED’İN (HZ. MEHDİ (AS)’IN) ÇIKMASINI BEKLEYİNİZ, inşaAllah-u Teala, bir münadi (gökten bir melek) Hz. Mehdi (as)’ın ismi ile semadan (gökten) nida edecek ki, doğuda batıda olan herkes bu sesi işitecek. Öyleki korkudan UYKUDA OLANLAR UYANACAK, AYAKTA OLAN ÇÖKECEK, OTURAN İSE AYAĞA FIRLAYACAKTIR. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)

Hadiste Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği bu büyük patlama ve ardından ortaya çıkan büyük ateş 1979 yılında yani Hicri 1400′de Kadıköy açıklarında meydana gelen Independenta adlı petrol yüklü tankerin infilakını haber vermektedir.

15 Kasım 1979 tarihinde dünyanın 4. büyük tankeri olan 150 bin grostonluk Independenta adlı Romen tankeri İslam aleminin son merkezi olan İstanbul’a geldiği bir sırada, bir kaza sonucu karaya oturmuştur. Bu sırada İstanbullular bu büyük patlamanın sesiyle büyük bir korku ve dehşet yaşadılar. Günlerce büyük bir ateş çıkararak yanan bu tanker sonunda Haydarpaşa önlerinde battı. Hadiste verilen bilgilerden bu olayın Hz. Mehdi (as)’ın, çıkış yeri olan İstanbul’a ayak bastığı günler içerisinde meydana geleceği bildirilmiştir. Gök gürültüsü gibi çok yüksek bir sesle günlerce süren dev ateş, ışık ve duman bulutuyla ve zaman zaman meydana gelen patlamalarla, Hz. Mehdi (as)’ın İstanbul’a geldiği insanlara haber verilmiştir.

Peygamberimiz (sav), İstanbul’da meydana gelen bu büyük olay anının Hz. Mehdi (as)’ın İstanbul’a geliş vakti olduğunu; “… İŞTE O AN, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN GELİŞ VAKTİDİR.” ifadesiyle açık bir şekilde bildirmiştir.

Ayrıca son 1000 yılın en büyük müceddidi olan Üstad Said Nursi Hazretleri’nin külliyatında da, Hz. Mehdi (as)’ın Hicri 1400, Miladi 1979 yılında zuhur edeceği;

İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ…(Sözler, s. 318)

sözleriyle bildirilmiştir.

13. Güneş’ten Bir Alametin Belirmesi

O, (Hz. Mehdi (as)), Güneş’ten bir alamet belirinceye kadar gelmeyecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)

Güneş alamet olarak doğmadıkça Hz. Mehdi (as) çıkmayacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)

Kıyametin alametlerinden biri de Güneş’te meydana gelecek olağanüstülüklerdir. 20. yüzyılda Güneş’te büyük bir patlama yaşanmış ve Dünya bu patlamadan çok etkilenmiştir. Hadiste yer alan Güneş’te belirecek söz konusu alamet, 20. yüzyılda görülen bu büyük patlama olabilir.

14. Güneş Tutulması

Güneş alamet olarak doğmadıkça Hz. Mehdi (as) çıkmayacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)

Güneş’te oluşacak alamet, 20. yüzyılda yaşanan patlamanın yanısıra, geçtiğimiz yıllarda yaşanan büyük Güneş tutulmasına da işaret ediyor olabilir. 11 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen Güneş tutulması 20. yüzyılın son tam Güneş tutulmasıdır. İlk kez bu kadar çok insan Güneş tutulmasını, hem de bu kadar uzun bir süre izleyebilmiş, inceleme fırsatı elde etmiştir. Bu tutulmada dikkat çeken bir nokta da Türkiye’nin de bu tam tutulmanın en iyi izlendiği ülkelerden birisi olmasıdır. Bartın’dan Silopi’ye kadar, yaklaşık olarak 12 şehir ve 100 ilçe tutulmayı gözleyebilmiştir.

11 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen Güneş tutulması 20. yüzyılın son tam Güneş tutulmasıdır. Bu yüzyılın en büyük Güneş tutulması ise 22 Temmuz 2009 tarihinde meydana gelmiştir. 2009′da meydana gelen ve 6 dakika 39 saniye süren güneş tutulması, 11 Temmuz 1991′de Havai ve Güney Amerika’dan izlenebilen 6 dakika 53 saniyelik güneş tutulmasından sonraki en uzun güneş tutulmasıdır. Yapılan hesaplamalar 2132 yılına kadar bugünkünden daha uzun bir güneş tutulması olmayacağını göstermektedir.

Bu kadar işaretin birarada ve çok kısa bir zaman dilimi içinde ardarda gerçekleşmiş olması elbette çok önemli birer gelişmedir. Bu işaretler Allah’ın inanan kullarına birer müjdesidir.

15. Sistemlerin Değişmesi

Zamanın inkitaa uğradığı (zamanın kesildiği) bir dönemde Hz. Mehdi (as) denen bir şahıs gelecek… (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)

Bu hadiste Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Mehdi (as)’ın “zamanın kesildiği” yani birçok hadis yorumcusunun da ifade ettiği gibi “zamanın farklılaştığı”, “sistemlerin değiştiği” bir dönemde geleceğini bildirmiştir. Bu hadiste işaret edilen “sistem değişikliği” ile kast edilenin, 20. yüzyılda dünyanın dört bir yanında hakim olan komünist rejimlerin yüzyılın sonlarına doğru yıkılması olması muhtemeldir.

20. yüzyıla damgasını vuran kanlı savaşların ve katliamların en büyük nedenlerinden biri, materyalist felsefenin ürünü olan komünist ideolojinin hakimiyetidir. Bu ideoloji, Avrupa’dan Asya’ya, Güney Amerika’dan Afrika’ya kadar dünyanın büyük bölümünde etkili olmuş, birçok ülke on yıllar boyunca komünist rejimler tarafından yönetilmiş veya komünist örgütler tarafından hedef alınmıştır. 1990′lı yıllara kadar devam eden soğuk savaşın ve en acımasız katliamların nedeni komünizm olmuştur.

Komünist rejimler diğer ülkelerle savaşarak ideolojilerini yaymaya çalışmanın yanında, kendi halklarına da büyük bir zulüm uygulamışlar, çok geniş kitleleri idamlar, toplu katliamlar, toplama kamplarındaki ağır koşullar ve kıtlıklar gibi yöntemlerle öldürmüşlerdir.

Komünist rejimler, tarihçilerin hesaplamalarına göre, 20. yüzyıl boyunca 120 milyon insanın ölümüne neden olmuştur. Bunların çoğu, bir savaş sırasında cephede ölen askerler değil, komünist devletlerin kendi halklarının içinden öldürdükleri sivillerdir. On milyonlarca erkek, kadın, yaşlı, küçük çocuk, bebek, sadece komünist rejimlerin, katı ve vahşi özellikleri nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bunun dışında milyonlarca insan, komünistlerin zulmüne uğramış, bu yüzden göçe zorlanmış, ellerinden malları, tarlaları alınmış ve her an öldürülme, suçsuz yere tutuklanma veya zulüm görme korkusu altında yaşatılmışlardır.

Ancak 20. yüzyılın sonlarına doğru, çok güçlü ve sarsılmaz sanılan bu ideolojiye sahip rejimler birer birer çökmeye, güç kaybetmeye başlamışlardır. Bu çöküşün en belirgin sembolü, 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasıdır. İki yıl sonra, dünyanın en büyük ve en güçlü komünist devleti olan Sovyetler Birliği yıkılmış ve Doğu Bloku tamamen parçalanmıştır. Afrika’dan Hindiçini’ne kadar uzanan bir coğrafyada farklı komünist rejimler birbiri ardına çökmüş, 1945′ten beri dünyanın sabit uluslararası sistemi olan “iki kutuplu dünya düzeni” ortadan kalkmış, siyasi yorumcuların deyimiyle yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Son derece şaşırtıcı bir şekilde sonuçlanan bu gelişmeyle, hadiste dikkat çekilen “sistem değişikliği” gerçekleşmiştir.

Günümüzde ise, komünizmin son fikri ve siyasi kalıntıları da yok olmakta, dünya bu kanlı ideolojiden tamamen temizlenmektedir. İslam ahlakının dünyaya yayılması ile bu sistemlerin dünyanın dört bir yanına getirdiği zulüm, acı, karanlık ve yokluk yeryüzünden gerçek anlamda silinecek, insanlar güzelliğe, zenginliğe, refaha ve huzura kavuşacaklardır. Allah, zorlukların, karanlıkların, savaş, katliam ve acıların ardından, rahmetinin ve ihsanının bir tecellisi olarak insanlara eşsiz nimetler sunacaktır.

16. Tozlu Dumanlı Bir Fitne

Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek… (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)

Bu hadiste ise, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışından önce, tozlu ve dumanlı, karanlık bir fitnenin görüleceğinden söz edilmektedir. Fitne, “insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya hak ve hakikatten saptıracak şey, savaş, azdırma, karışıklık, ihtilaf, kavga” gibi anlamlara gelen bir kelimedir.22 Hadiste bu fitnenin ardında toz ve duman bırakacağı belirtilir. Ayrıca bu fitnenin “karanlık” olarak nitelendirilmesi, nereden geldiği belli olmayan, umulmadık bir olay olduğuna işaret kabul edilebilir.

Bu açılardan bakıldığında söz konusu hadisin, 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya işaret etmesi muhtemeldir. Televizyon ekranlarında ve gazetelerde de şahit olunduğu gibi, bu iki büyük terör olayının ardından büyük bir toz bulutu ve duman çevreyi sarıp kuşatmıştır.

New York’ta Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Washington’da Pentagon binasına çarpan uçakların yakıtlarının sebep olduğu patlamalar sonucunda büyük bir duman oluşmuş ve bu duman tüm şehirden ve hatta civar kentlerden görülebilecek kadar yükselmiş ve yayılmıştır. Patlamalar sonucunda çöken binalar ise, daha büyük bir toz bulutunun oluşmasına neden olmuş, hatta çevredeki insanların üzerleri tamamen bu tozla kaplanmıştır.

Bu olay, hem dünya tarihinin en büyük terör saldırılarından biri olması, hem diğer alametlerle yakın dönemlerde vuku bulması ve ayrıca hadiste yapılan tarife benzer özellikler taşıması sebebiyle son derece önemlidir. Dolayısıyla binlerce masum insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olan, insanlık tarihinin bu en elim terör olaylarından biri, hadiste haber verilen ve Hz. Mehdi (as)’ın çıkışının bir alameti olarak bildirilen “tozlu dumanlı, karanlık fitne” olabilir.

17. Yaygın Katliamların Meydana Gelmesi

Hz. Mehdi (as)’dan önce, yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)

Çok acıklı durumlar ve elim manzaralar görülür. Fitneler arka arkaya devam eder… Ana, baba, kız, erkek herkesi öldürür… Bunların arasında fitne, şiddet, helak ve kaçmalar olur. Ne zaman bitti denilir, gene de devam eder gider. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 36)

Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as)’ın gelişi ile ilgili bildirdiği hadislerin büyük bir kısmında, Hz. Mehdi (as) gelmeden önce dünyada karmaşa, güvensizlik ve huzursuzluğun hakim olacağı üzerinde durulmaktadır. Savaşlar ve çatışmaların yanı sıra, toplu katliamların yaşanacak olması da bu dönemin belirgin özellikleri arasındadır. Ayrıca hadiste katliamların yaygın olacağına, yani tüm dünya çapında yaşanacağına dikkat çekilmektedir.

Geçtiğimiz yüzyılda iki büyük dünya savaşı yaşanmış ve sırf bu savaşlarda 65 milyon insan hayatını kaybetmiştir. 20. yüzyıl boyunca siyasi nedenlerle katledilen sivillerin sayısının 180 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Bu, daha önceki yüzyıllarla kıyaslandığında olağanüstü derecede yüksek bir rakamdır. Gerçekte 20. yüzyıla dek dünya üzerindeki savaşlar çoğu zaman bir cephe savaşı şeklinde yaşanır, yani belirli bir hat üzerinde savaşan ordular arasında geçerdi. Oysa 20. yüzyıldaki silah teknolojisi ve buna bağlı olarak geliştirilen askeri stratejiler, “topyekün savaş” kavramını ortaya çıkarmış, savaşlar sadece cephedeki askerleri değil, cephe gerisindeki sivilleri de büyük ölçüde hedef almıştır. Şehirlerin bombalanması, kimyasal, biyolojik veya nükleer silahlar, soykırım, toplama kampları gibi kavramlar, ilk kez 20. yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Söz konusu vahşet sürmekte, bugün 21. yüzyılda hala dünyanın dört bir yanında kanlı savaşlar ve çatışmalar devam etmektedir. Bu savaşların ortak özelliği ise, yukarıdaki hadiste de belirtildiği gibi toplu katliamların yaşandığı savaşlar olmasıdır. Bir yandan kitle imha silahlarının kullanılmaya başlanması, diğer yandan da çatışmayı ve kan dökmeyi teşvik eden ideolojilerin fikri egemenliği, katliamların çok geniş kapsamlı olmasına neden olmaktadır.

Yakın tarihe bakıldığında pek çok insanın hayatını kaybettiği çeşitli katliam örnekleri görülecektir. Örneğin Bosna Savaşı, ağırlıklı olarak sivil halkın hedef alındığı, kadın, çocuk, yaşlı denmeden binlerce insanın katledildiği bir savaş olarak tarihe geçmiştir. Savaş sonrasında ortaya çıkarılan toplu mezarlar ise katliamın boyutlarını gözler önüne seren çarpıcı bir delil olmuştur.

Afrika kıtasında da sık sık çeşitli farklı etnik kökenler arasında şiddetli çatışmalar yaşanmakta ve binlerce insan hayatını yitirmektedir. 1997 yılının ilkbaharında 5 büyük ülkeyi, Zaire, Ruanda, Uganda, Burundi ve Tanzanya’yı içine alan bir bölgeyi etkileyen bir savaş, iki büyük kabile arasında yaşandı: Hutu ve Tutsi kabileleri. Bu etnik savaşta yarım milyona yakın insan hayatını yitirdi. On binlerce kişi ormanlarda açlıkla, sefaletle, salgın hastalıklarla mücadele etti ve çok büyük bir bölümü öldü. Küçük çocuklar ve bebekler bile sırf başka bir kabileden oldukları için vahşice öldürüldüler.

18. Şam ve Mısır Meliklerinin Öldürülmesi

Ondan önce Şam ve Mısır melikleri (hükümdar, memleket sahibi) öldürülecektir… (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Bu hadiste Hz. Mehdi (as)’ın gelişinden önce Şam ve Mısır yöneticilerinin öldürüleceklerine dikkat çekilmektedir.

Mısır’ın yakın tarihi incelendiğinde hadiste de belirtildiği gibi bir “meliğin” öldürüldüğü görülmektedir: 1970 yılında Mısır’ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat.

Enver Sedat 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir. Mısır tarihinde öldürülen yöneticilerden diğerleri de, 1910 yılında suikaste uğrayan Başbakan Butros Gali, 1945 yılında öldürülen Mısır Başbakanı Ahmed Maher Paşa ve 1948′de yine bir suikast sonucu öldürülen Mısır Başbakanı Mahmoud Nukrashy Paşa’dır.

Şam kelimesi ise, yalnızca Suriye’deki Şam şehri için kullanılmaz. Şam, Arapça’da kelime anlamı olarak “sol” anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin (Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu bölge) sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder.23 Şam bölgesi yöneticilerinden de suikaste uğrayan çok sayıda kişi olmuştur. Bunlardan birkaç örnek şöyledir;

1920′de öldürülen Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Salah Al-Deen Beetar,

1921′de öldürülen Suriye Başbakanı Droubi Paşa,

1949′da suikaste uğrayan Suriye Başbakanı Muhsin al-Barazi,

1951′de öldürülen Ürdün Kralı Abdullah,

1982′de bombalı suikaste uğrayan Lübnan’da Falanjist Lideri Beşir Cemayel…24

19. Eski Ürdün Kralı Abdullah’ın Öldürülmesi

Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametlerinden birisi de, Haşimiler’den üst düzey birinin öldürülmesidir. (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s. 12)

Bilindiği gibi Ürdün, Haşimi Krallığı olarak anılmaktadır. Ürdün, Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra bir dönem İngiltere’nin kontrolü altında idi. İngiltere 1946 Londra anlaşması gereğince Ürdün’ün bağımsızlığını tanıdı. Ve Ürdün emirliğinin başındaki Abdullah’a da Ürdün Krallığı payesi verildi. Kral Abdullah, daha sonra, 1951′de yine İngilizler tarafından öldürtüldü. Hadis’te dikkat çekilen olay da böylece gerçekleşmiş oldu.

20. Mısırlıların Esir Alınması

“Şam ehli, Mısırlı kabileleri esir alacaklardır.” (El Kavl-ul Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Şam bölgesi, Hicaz (Mekke-Medine’nin olduğu bölge)’nin sol tarafında kalan bölgedir. Bugün sözkonusu bölgede yer alan devletler arasında İsrail de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu hadisle İsrail Devleti’nin Mısır ile olan savaşlarına ve Mısır topraklarını işgaline işaret ediliyor olabilir.

26 Ekim 1956 tarihinde İsrail Mısır’a saldırdı ve Sina Yarımadası’nı işgal etmeye başladı. Birleşmiş Milletler’in araya girmesiyle sıcak çatışmalar bir süre sona erdi ve İsrail sınırına BM Barış Gücü yerleşti. 1967 yılındaki 6 Gün Savaşı ise İsrail-Mısır arasındaki başka bir savaştı. 5 Haziran’da İsrail Hava Kuvvetleri, Mısır’ın bazı hava üslerine saldırılarda bulundu. Bu saldırılar nedeniyle çok büyük zarar gören Mısır Hava Kuvvetleri 5 Haziran’ı takip eden günlerdeki çatışmalarda hiçbir etkinlik gösteremedi. Sina’daki Mısır birlikleri geri çekildi. 9 Haziran’da İsrail, Golan tepelerine saldırdı ve bölgeye egemen oldu. Bu arada Batı Şeria ve Kudüs’ü de yavaş yavaş ele geçiriyorlardı. Bu savaşın sonunda İsrail, Gazze Şeridi ile Sina Yarımadası’nın tümünü, Şeria akarsuyunun Batı yakasını (Batı Şeria), Kudüs kentini ve Golan tepelerini ele geçirdi. Daha sonra yapılan anlaşmalarla İsrail Sina’dan tamamen çekildi. Ancak bugün halen Batı Şeria, Golan tepeleri ve Kudüs İsrail işgali altındadır.

Bu savaşlar sırasında oldukça fazla sayıda Mısırlı, İsrail askerleri tarafından esir alındı. Pek çok Mısırlı da hayatını kaybetti.

21. Şehirlerin Yok Olması

“Büyük şehirler dün sanki yokmuş gibi helak olur.” (Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 38)

Mamur beldeler harab edilince… kıyametle senin aranda şu iki parmak arası kadar bir mesafe kalmış demektir. (Kıyamet Alametleri, s. 143)

Yeryüzünün etrafından harab olmalar başlayacak. Nihayet Mısır da harap olacak, ancak Basra harab oluncaya kadar Mısır harab olmadan emin olacak. Basra’nın harabı Irak’ın harab olmasından olacak. Nitekim Mısır’ın harabı da, Nil kurumasından kaynaklanacak… (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.530)

Hadislerde belirtilen büyük şehirlerin, mamur beldelerin helak oluşu ve harab edilmesi, savaşlar ve çeşitli doğal afetler sonucunda meydana gelen yıkımları akla getirmektedir. Bunların yanısıra yakın geçmişte geliştirilen nükleer silahlar, uçaklar, bombalar, füzeler ve benzeri silahların savaşlarda kullanılması da büyük tahribata neden olmuştur. Bu tahrip gücü yüksek silahlar tarihteki benzerleriyle kıyaslanmayacak düzeyde yıkımlara yol açmıştır. Elbette hedef konumundaki “büyük şehirler” de bu yıkımlardan birinci derecede etkilenen yerler olmuştur.

II. Dünya Savaşı’nın benzersiz sonuçları buna bir örnek olarak verilebilir. Dünya tarihinin en büyük savaşında, atom bombasının kullanılmasıyla Hiroşima ve Nagasaki şehirleri tamamen yerle bir olmuştur. Avrupa’nın başkentleri ve önemli şehirleri de ağır bombardımanlar neticesinde büyük ölçüde yıkılmıştır. Britannica Ansiklopedisi II. Dünya Savaşı’nın Avrupa şehirlerinde neden olduğu hasarı şöyle anlatır:

Meydana gelen tahribat Avrupa’nın büyük bölümünü Ay’ın yüzeyine dönüştürmüştü: Şehirler bombardımanlar sonucunda harap oldu, sayfiye yerleri kavruldu ve simsiyah oldu, yollar bombaların açtığı çukurlarla kaplandı, demiryolları kullanılamaz hale geldi, köprüler yıkıldı, limanlar batık gemilerle doldu. Savaş sonrası Almanya’nın Amerikan Bölgesi askeri valisi General Lucius D. Clay’in dediği gibi, “Berlin sanki ölülerin şehri gibiydi.”25

Kısacası, II. Dünya Savaşı’nın tarihte benzeri görülmeyen genişlikteki tahribatı hadisin işaret ettiği olayla birebir uyuşmaktadır.

22. Harap Olmuş Yerlerin İmarı

Dünyanın harap olmuş yerlerinin imarı, imar edilmiş yerlerinin tahribi kıyametin şart ve alametlerindendir. (Kıyamet Alametleri, s. 138)

Harap olan yerlerin imarı da ahir zaman alametlerindendir. Bir önceki bölümde ele aldığımız gibi, savaşlarla geçen 20. yüzyılda pek çok şehir yerle bir olmuş ve yeniden inşa edilmiştir. Berlin, Leningrad (St. Petersburg), Dresden gibi II. Dünya Savaşı sırasında tanınmayacak hale gelen büyük Avrupa şehirleri, savaş sonrasında yeniden inşa edilmiş ve bugünkü görünümlerini almışlardır.

Benzer bir örnek olarak Japonya’nın Kobe şehri 1995 yılının Ocak ayında büyük bir deprem sonucu harap olmuştur. Japon hükümeti ve üniversiteleri, depremleri önceden haber veren bir yönteme sahip olabilmek için, yaptıkları sayısız araştırmalara 30 yıl içinde bir milyar dolar (yaklaşık 1.5 katrilyon lira) yatırmışlardı. Ama başarılı olamadılar, çünkü yerkabuğundaki sarsıntıları tanıyıp sınıflandırmak için yüzde yüz geçerli modeller geliştirmek olanaksızdır. Depremin gerçekleştiği Kobe ve Osaka kentlerinin bulunduğu bölge, Japonya’nın önde gelen sanayi ve ticaret merkezlerindendi. Bu yüzden deprem sonrasındaki maddi zarar milyarlarca dolar oldu.26 Ama tüm bu zarara rağmen Japonlar kısa bir süre içinde Kobe şehrini tekrar inşa ettiler.

23. Dördüncü Sulh ve Arap-İsrail Barışı

Ebu Naim, Ebu Umameden tahric etti, Resulullah (sav) buyurdu: Sizinle insanlar (bir nüshada Rumlar deniyor) arasında dört sulh olacak, dördüncü sulh, Heraklius ehlinden bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: “Ya Resulullah, o gün insanların imamı kimdir?” Buyurdu ki: “Evladımdan kırk yaşında Mehdi’dir.” (Kıyamet Alametleri, Osman Çataklı, 299/8)

Hadiste Hz. İsa (as) ile birlikte yeryüzünde bulunacak olan Hz. Mehdi (as)’ın alametlerinden biri haber verilmiştir. Bu alamete göre Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasında 4. kez bir barış anlaşması yapılacak, bu anlaşma 7 yıl sürecektir. Bu sürenin sonunda ise Hz. Mehdi (as) gelecektir. İslam aleminden birçok kimsenin kanaati, hadiste geçen “4. Sulh”un, 1979′da ABD-İsrail ve Mısır arasında Amerika’da Camp David’de yapılan anlaşma olduğudur. (Doğrusunu Allah bilir.)

24. Bir Ordunun Kaybolması

Hz. Mehdi (as)’ın beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, semadan bir sayha (çağrı, nara), Beyda’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir. (Nuaym Bin Hammad)

… Kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır. (Müslim’den; Geleceğin Tarihi 4, s. 31)

Bir ordu savaş için gelir, çöle girdiğinde baş ve sonundakileri batar, ortadakiler de kurtulmaz. (Hanbel, Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud’dan; Geleceğin Tarihi 4, s.30)

2003 yılında gerçekleşen Irak Savaşı sırasında Irak ordusunun büyük bir kısmının neredeyse birden bire ortadan yok olması savaşın en dikkat çekici olaylarından biriydi. Birçok gazete ve televizyonda, Cumhuriyet Muhafızları olarak bilinen yaklaşık 60.000 kişilik ordunun ve Fedailer olarak bilinen yaklaşık 15.000 Iraklı askerin kaybolması haber olarak yer aldı. Yukarıdaki hadislerde bu konuya dikkat çekilmesi, Hz. Mehdi (as)’ın ve dolayısıyla Hz. İsa (as)’ın geliş alametlerinden biri olan “bir ordunun batması” olayının gerçekleşmiş olduğunu göstermektedir. (Doğrusunu Allah bilir) Nitekim ilerleyen günlerde de savaş uçaklarının bir kısmının çöl kumları altına gömülmüş olarak bulunması, hadiste bahsedilen çölde bir ordunun batması olayının Irak ordusu ile ilgili olma ihtimalini güçlendirmektedir.

25. Iraklıların Parası Kalmayacak

“Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış-veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak.” (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c. 5, s. 45)

Ahir zaman ve dolayısıyla Hz. İsa (as)’ın çıkış alametlerinden biri de Iraklıların parasının değer kaybetmesidir. Bu hadis iki ayrı duruma işaret ediyor olabilir. Bunlardan birincisi, İran-Irak ve Körfez Savaşı sonrasında Irak’da yaşanılan ekonomik çöküntüdür. Savaş dolayısıyla büyük zarar gören Irak ekonomisi, savaş sonrası devam eden ambargolar nedeniyle bir türlü düzelmemiştir. Halkın alım gücü düşmüş, yokluk ve fakirlik en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.

Hadisin işaret ettiği bir diğer durum da, Irak Savaşı sonrasında Irak dinarının tedavülden kaldırılmasının söz konusu olmasıdır. Son savaşla birlikte Irak dinarının hızla değer kaybetmesi ve tedavülden kalkması ihtimali, 2003 tarihli gazete haberlerinde geniş yer almıştır.

26. Bağdat’ın Alevlerle Yok Edilmesi

Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir… (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, cilt 3, s. 177)

2003 Irak Savaşı’nda, savaşın ilk gününden itibaren Bağdat, en yoğun bombardımana tutulan şehirlerden biri olmuştur. Ağır bombardıman, geceleri Bağdat’ın tıpkı hadiste haber verildiği gibi alev alev yanmasına neden olmuştur. Bağdat’ın gazete ve televizyon haberlerine yansıyan görüntüleri, yukarıdaki hadiste dikkat çekilen olayla tam olarak mutabıktır. Bu da ahir zamanda bulunduğumuzu gösteren açık alametlerden biridir.

27. İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri

Beyt-i Makdis’de barış anlaşması olacaktır. (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, cilt 3, s. 184)

Beyt-i Makdis Mescid-i Aksa’nın bir ismidir. Bu hadiste de Beyt-i Makdis denilerek Kudüs’te gerçekleşecek bir barış anlaşmasından bahsediliyor olabilir. Nitekim Filistin topraklarında çatışma ve gerilim elli yılı aşkın bir süredir devam etmektedir. Ancak 1993 yılında Oslo’da yapılan barış görüşmeleri bu topraklara huzur ve güvenliğin gelmesi için önemli bir adım olmuştur. Her ne kadar Oslo’da alınan kararların bazıları adil olmasa ve bazıları da tam anlamıyla uygulamaya geçirilemese de, iki tarafın belli konular üzerinde mutabakata varması önemli bir gelişmedir. 2003 yılında da başta “Yol Haritası” girişimi olmak üzere iki taraf arasında barış müzakereleri devam etmiştir.

28. Irak ve Şam’a Ambargo

Ebu Nadre (ra) dedi ki; Cabir (ra)’ın yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (ölçek), bir dirhem (bir ağırlık ölçüsüdür) sevk olunmayacak”.

Dedik ki: “Bu kimden dolayı olur.” Dedi ki: “Acemler (‘Arap olmayanlar) bunu men’ ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile, bir ölçü birimidir) sevk olunmayacak”. “Bu kimden dolayı olur?” dedik. “Rumlar’dan dolayı” dedi. (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni)

Hz. Ebu Hureyre radıyAllahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Irak’a ölçeği ve dirhemi verilmeyecek. Şam’a da ölçeği ve dinarı verilmeyecek. Mısır’a ölçeği ve dinarı verilmeyecek. Başladığınız yere döneceksiniz” buyurdu ve üç kere tekrar etti.” (Müslim, Fiten: 33, (2896); Ebu Davud, Harac: 29, (3035))

Irak ve Şam’a ambargo uygulanacak olması kıyamet öncesinde yaşanacağı bildirilen olaylardan, yani Hz. İsa (as)’ın geliş alametlerden biridir. Irak’a, hadiste haber verildiği gibi, on yılı aşkın bir süredir ambargo uygulanıyor olması dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Suriye’ye de ambargo uygulanması ihtimali sıkça gündeme gelmektedir.

29. Irak’ın Yeniden Yapılanması

… Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Irak’taki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır. (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c. 5, s. 254)

Hadiste Irak’ın yeniden inşa edileceğine dikkat çekilmektedir. Önce İran-Irak Savaşı, daha sonra Körfez Savaşı, son olarak da 2003′teki Irak Savaşı’nın ardından, Irak’ta pek çok şehir yerle bir olmuştur. Bu savaşın sonrasında yaşanan yağma olaylarının da etkisiyle büyük bir harabeye dönüşen Irak’ın yeniden inşa edilmesi mecburi hale gelmiştir. Bu durum gazete haberlerinde de çok geniş olarak yer almıştır.

30. Irak Halkı Şam’a, Kuzeye Kaçar

Masum ve temiz Irak halkı Şam’a kaçar. (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s. 210)

2003 senesinde Irak Savaşı başlamadan hemen önce onbinlerce Iraklı’nın, Suriye başta olmak üzere çeşitli ülkelere göç etme çabaları bu hadisteki olayla büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu konuyla ilgili de çeşitli haber ve resimlere medyada yer verilmiştir.

31. Şam’da Fitneler

Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe, diğer bir taraftan alevlenir. Gökten çağırıcı bir melek “Hz. Mehdi (as) emirinizdir. Hz. Mehdi (as) Halifenizdir (manevi liderinizdir)” demedikçe de fitneler bitmez. (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s. 63)

Hz. İsa (as) ile birlikte yeryüzünde bulunacak olan Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı öncesinde Şam bölgesinde büyük karışıklıklar olacağı hadisten anlaşılmaktadır. Bu hadiste de Suriye’de meydana gelen karışıklıklara dikkat çekiliyor olması muhtemeldir.

Ancak bilindiği gibi Şam bölgesi sadece Suriye’nin başkenti olan Şam şehri ile sınırlı değildir. Daha önce de söz edildiği gibi, Şam, Arapçada kelime manası olarak “sol” anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin (Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu bölge) sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder.

Geçtiğimiz yüzyılın başından itibaren bu bölgede sık sık iç savaşlar, ihtilaller, çatışmalar ve büyük savaşlar yaşanmıştır. Bu kargaşaların biri diğerini tetiklemiş, bu topraklarda yaşayan hemen hemen tüm insanlar bu durumdan etkilenmişlerdir. Hadiste bildirilen “fitneler bir taraftan sakinleştikçe, diğer bir taraftan alevlenir” ifadesi de bu açıdan dikkat çekicidir. Yaklaşık elli yıl içinde, bu bölgede yaşanan belli başlı büyük olayları şöyle sıralayabiliriz:

Süveyş Savaşı

Altı Gün Savaşları

Yom Kippur Savaşı

Lübnan İç Savaşı

Filistin topraklarında halen süregiden çatışma ve gerginlikler…

32. Şam, Irak, Arabistan’da Kargaşa

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “…Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse, sığınabileceği bir makam bulamayacaktır. Bu belalar Şam’ın etrafında dolanacak, Irak’ın üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır… Onlar belayı bir tarafta defetmeye çalışırlarken, diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır.” (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c. 5, s. 38-39)

Hadiste bildirilen “musibetlerin Şam’ın etrafında dolaşıp, Irak’ın üzerine çökecek olması”, son dönemde yaşanan Irak Savaşı’na işaret ediyor olabilir. Bu savaş öncesinde ve savaş sırasında, savaşın Suriye’ye sıçraması ihtimali gündemde olmuş, ancak savaş Irak ile sınırlı kalmıştır.

33. Irak’ın Üçe Bölünmesi

Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın. (Fera İdu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

Ahir zaman alametlerinden biri de Irak halkının üçe ayrılmasıdır. Hadiste haber verildiğine göre, halkın bir grubu “çapulculara” katılacaktır. Savaş sonrasında otorite boşluğundan faydalanarak, Irak’ta büyük yağmalama olayları yaşanmıştır. Gerçekten de halkın bir kısmı, hırsızlık, gasp, yağmalama gibi “çapulculuk” olarak nitelendirilebilecek faaliyetleri yapanlara dahil olmuşlardır.

Hadiste bir kısım halkın ise, bulundukları yerden bir an önce kaçmaya yeltenecekleri, hatta geride bıraktıkları ailelerini dahi düşünemez konumda olacakları haber verilmiştir. Gazetelerde bu yönde yer alan haberler dikkat çekicidir.

Halkın bir kısmının ise, savaşa katılacağı ve öldürüleceği bildirilmektedir. Irak Savaşı sırasında da, bir kısım insanlar çeşitli bölgelerde yaşanan çatışmalara katılmış ve hayatlarını kaybetmişlerdir.

Ayrıca hadisin ilk bölümünde dikkat çekilen, “Irak’ın üçe ayrılması” konusu fiziki anlamda da gerçekleşmiştir. Körfez Savaşı sonrasında, Irak coğrafi olarak üç bölgeye ayrılmıştır. 32. ve 36. paralelin arası, 32. paralelin güneyi ve 36. paralelin kuzeyi olarak belirlenen bu üç bölgenin oluşturulması, hadisin işaret ettiği gelişmelerden biri olabilir.

34. Büyük Bir Ekonomik Kriz Yaşanması

Çarşı ve pazarların tekarubu kıyamet alametlerindendir. Dedim ki “Pazarların tekarubu ne demektir?” Şunlardır: “Herkesin az kazançtan yakınması…” (İbni Merduveyh Ebu Hüreyre (ra)dan…)(Kıyamet Alametleri, Pamuk yayınları, s. 146)

Nuaym b. Hammad, İbni Mes’ud’dan rivayet edilen bir hadiste, Hz. Mehdi (as)’ın ortaya çıkışının öncesinin anlatıldığı dönem, “TİCARET ve yolların KESİLDİĞİ ve fitnelerin çoğaldığı zaman” şeklinde tarif edilmektedir. Hadisin devamında ise Hz. Mehdi (as) döneminde bu fitnelerin son bulacağı haber verilmektedir: “… Biz O (Hz. Mehdi (as)) şahsı aramak için geldik ki, FİTNELER ONUN ELİYLE SÖNEBİLİR. KONSTANTİNİYYE (İSTANBUL) O’NUNLA FETHEDİLİR. (Yani Hz. Mehdi (as) manen gönülleri fethedecek, büyük kültürel ilmi etki oluşturacaktır.) Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız…” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52)

(Hz. Mehdi (as)’ın zuhurundan (ortaya çıkışından) önce) PİYASANIN DURGUN OLMASI, KAZANÇLARIN AZALMASI olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 148)

Herkesin AZ KAZANÇTAN YAKINMASI, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 146)

Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman… (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 39-40)

2007 yılında başlayan ve 2008 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan büyük ekonomik kriz, hadislerde haber verildiği gibi Hz. Mehdi (as)’ın çıkış, dolayısıyla Hz. İsa (as)’ın geliş alametlerindendir. 2014 yılına kadar sürmesi beklenen bu kriz, sadece ABD’yi değil tüm dünyayı derinden etkilemiş hatta kimi Avrupa ülkelerinin dahi iflas etmesine sebep olmuştur.

35. Mahalle Aralarında Savaş

Fırat Nehri ile Dicle Nehri arasında bir şehir kurulacak da orada Abbas oğullarının saltanatları kurulacaktır. Orası Zavra (yani Bağdat şehridir) diye isimlendirilmiştir… Ey müminlerin emiri, Resul-i Ekrem (sav) orasını niçin Zavra isimlendirmiştir? Çünkü harp her tarafını sardığı ve ta kenar bucaklara kadar ulaştığı için Zavra diye isimlendirilir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 426, no. 776)

Benim görmekte olduğum helak yerlerini sizler de görebiliyor musunuz? Ben evlerinizin aralarına fitne ve felaket mahallelerini şiddetli yağmur sellerinin açtığı yarlar gibi görüyorum buyurdu. (Sahih-i Müslim, 4/2221; Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 368, no. 671)

Gerilla savaşı yöntemi 20. yüzyılda yaygınlaşmış olan bir savaş yöntemidir. Bu yöntemin kullanıldığı çatışmalar hep mahalle aralarında devam eder. Geçtiğimiz yüzyıl bu savaş yönteminin örnekleriyle doludur. Ancak bu yöntemin yaşandığı en yakın örneklerden biri 2003 ABD-Irak savaşıdır. Nitekim yukarıdaki ilk hadiste de Bağdat şehrinin kenar bucaklarına kadar ulaşan bir savaştan söz edilmiştir. Savaş sırasında gelişen olaylar ve gazetelerde yer alan haberler hadislerde verilen haberin gerçekleştiğini göstermektedir. (Doğrusunu Allah bilir)

36. 20. yüzyılın Başında Yaşanan Arap İsrail Savaşları

Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyamet kopmaz… (Müslim, Tirmizi)

Peygamberimiz (sav)’in yukarıdaki hadisinde haber verdiği gibi 20. yüzyılın başlarında Müslümanlarla Yahudiler arasında bir dizi savaş yaşanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı hakimiyetinden çıkan Filistin toprakları, bu dönemden sonra bir daha barış ve huzura kavuşamadı. 1947 yılında İngiltere’nin Filistin’den çekilerek ülkenin geleceğini Birleşmiş Milletler’e havale etmesinin ardından, ülkenin Araplarla Yahudiler arasında yarı yarıya paylaşımını öngören BM planı uygulamaya kondu. 19 yüzyıl aradan sonra dünya üzerinde ilk kez bir “Yahudi devleti” kurulmuştu.

1948 yılı içinde iki taraf arasında kanlı bir savaş yaşandı. İsrailliler, “Bağımsızlık Savaşı” adını verdikleri mücadeleyi kazandılar ve Araplara verilen toprakların da bir kısmını ele geçirerek BM’in kendilerine verdiğinden daha da büyük bir toprağı ele geçirdiler. Filistin; Şeria (Ürdün) Nehri’nin Batı kısmı -sonradan “Batı Şeria” olarak anılır oldu- ve Akdeniz kıyısındaki Gazze kentinin etrafındaki küçük cep -sonradan “Gazze Şeridi” olarak anılır oldu- hariç, tümüyle İsrail’in egemenliği altına girdi.

Bundan yaklaşık 20 sene sonra 1967 Haziranı’nda İsrail büyük bir işgal gerçekleştirdi. Mısır, Suriye ve Ürdün, aylardır İsrail’e karşı büyük bir saldırı başlatmaya hazırlanıyorlardı ki, İsrail ani bir karşı-saldırı ile 5 Haziran sabahı savaşı başlattı. Üslerinden havalanıp önce uzun bir süre Akdeniz üzerinde Batı’ya doğru uçan İsrail jetleri, daha sonra ani bir dönüşle Mısır’a yöneldiler. İsrail’den gelecek bir hava saldırısını kuzeyden değil, doğudan beklemekte olan Mısır “gafil” avlandı ve Nasır’ın hava kuvvetlerinin hepsi henüz havalanamadan yerde yok edildi. İsrail ordusu, ilerleyen 5 gün içinde de kendisine saldırmak için hazır bekleyen Arap ordularını birbiri ardına yenilgiye uğrattı. Yahudi devleti, 6 gün içinde topraklarını yaklaşık üç katına çıkarmıştı. İşgal ettiği topraklar; Batı Şeria ve Gazze’yi yani Filistin’in 1948′deki işgal sırasında “eksik kalan” son iki parçasını, Suriye’ye ait olan Golan Tepeleri’ni, ve Mısır’a ait olan dev Sina Yarımadası’nı içeriyordu.

Bu arada, Batı Şeria ile birlikte Doğu Kudüs de Yahudi devleti tarafından ele geçirildi. Kutsal şehir, 1948 savaşından beri Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölünmüş durumdaydı. Batı Kudüs, şehrin modern kısmıydı ve İsrail’in elindeydi. Antik dini mabedleri içeren Doğu Kudüs, yani bir anlamda “gerçek Kudüs” ise, Arap tarafında kalmıştı. İsrail, 1967 Savaşı ile kentin bu Doğu kısmını da ele geçirmiş, Yahudi ulusunun sembolü haline gelmiş olan Ağlama Duvarı, 19 yüzyıl sonra yeniden Yahudilerin egemenliği altına girmişti.

Soyvet silahları ile ordusunu tahkim eden Nasır, Nisan 1968′de kaybettiği toprakları Mısır’a kazandırmak için, Mart 1969′da Altı Gün Savaşı’nı bitiren ateşkesi tanımadığını açıkladı ve aylar sürecek olan düşük yoğunluklu bir “yıpratma savaşı”na başladı. İsrail hedeflerine aylar boyunca düzenlenen küçük çaplı saldırılar, ancak Mısır’ın Kanal boyundaki şehirlerinin İsrail uçakları ve ağır topçuları tarafından bombalanması ile sona erdi. Mısır, İsrail’le yeniden ateşkes imzalamak zorunda kaldı.

1973′e kadar bu ateşkes devam etti. Yahudilerin Yom Kippur bayramı sırasında, 6 Ekim 1973 günü, Mısır ve Suriye orduları ani bir saldırı başlattılar. Mısır ordusu, Kanal’ı geçip İsrail kontrolü altındaki Sina’ya girerek 67 Savaşı’ndan sonra oluşturulmuş olan ve “geçilemez” sayılan Bar-Lev Hattı’nı aşmaya başladı. Suriye ise başarılı bir operasyonla Golan Tepeleri’nde ciddi bir ilerleme kaydetti. İsrailliler, bir anda büyük bir şok yaşadılar. Askerler, kutsal Yom Kippur’u kutlamak için toplandıkları sinagoglardan apar topar cepheye yollandılar, İsrail radyosu ise Yom Kippur’da geleneksel olarak koruduğu sessizliğini bozarak alarm verdi.

Ancak Zahal (İsrail Ordusu), büyük kayıplar vererek de olsa, 9 Ekim günü Arap ilerleyişini konvansiyonel silahlarıyla durdurdu. Bir süre sonra da Suriye ordusu Golan’da durduruldu. Buna karşın çok daha güçlü ve stratejik konumu daha avantajlı olan Mısır ordusuyla yapılan savaş uzun sürdü. İki taraf arasında Sina Yarımadası’nda yapılan ve çok kanlı geçen tank savaşını İsrail’in lehine çeviren en büyük faktör ise, genel kabule göre, savaşın ikinci gününden itibaren Washington’ın İsrail’e yaptığı yoğun silah sevkiyatıydı.

İsrail, 26 Ekim günü fiili olarak sona eren savaşla birlikte derin bir nefes aldı. Araplar, geri aldıkları topraklardan yeniden çıkartılmışlar ve “denize dökülme” tehlikesi atlatılmıştı. Ancak bu bile İsrailliler için yeterli olamadı. Arap ordularının birkaç gün süren ilerleyişi dahi büyük bir psikolojik şok yaratmıştı. Bunun yanında 2.700 İsrail askeri yaşamını yitirmişti, 3 milyonun biraz üzerinde bir nüfusa sahip olan bir ülke için bu, çok büyük rakamdı.

Bu psikolojik şoktan sonra İsrail Sina’yı geri vermeyi kabul etti ve 1979′de Camp David Barışı imzalandı.

37. Masum çocukların öldürülmesi

… Muhammed ümmetinden masum bir çocuk öldürüldüğünde, gökten bir melek ‘hak onda (Hz. Mehdi (as)’da) ve onun yanında olandadır’ diye haykırır. (Sabban İsafur Ragibin, s. 154)

Ahir zamanın önemli alametlerinden biri de masum çocukların öldürülmesidir. Bu durumun örnekleri özellikle son yıllarda yaşanan savaş ve çatışmalarda yoğun olarak görülmektedir. Afrika ülkelerinde yaşanan kimi iç savaşlarda küçük çocukların savaşmaya mecbur bırakılmaları ve acımasızca katledilmeleri bu örneklerden biridir. Çocukların yoğun olarak hedef alındığı yerlerden biri de Filistin topraklarıdır. 2002-2003 yılları içinde Filistin’de 500′den fazla çocuk hayatını kaybetmiştir. Irak Savaşı sırasında da doğumevleri vurulmuş, pek çok çocuk ölmüştür.

38. Fitnelerin Çoğalması

İnsanların yaşam şartlarının güçleştiği, Allah’ın ve dinin çeşitli şekillerde yalanlanarak insanların imanlarının zayıflatılmaya, yok edilmeye çalışıldığı şiddetli imtihan ortamları İslami kaynaklarda “fitne” ortamı olarak tanımlanır.

Peygamberimiz (sav)’in bir hadisinde ahir zamanda bazı müminlerin imanlarının zayıflayacağı ve buna sebep olacak gelişmeler haber verilmektedir:

Kıyamet yaklaştığı zaman ve müminlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bid’atlerin ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anıl münker (iyiliği emredip kötülükten menetme) imkanlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Hz. Mehdi (as) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalbi ferahlar, Acem (Arap olmayan) ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)

Hadiste yer alan bilgilere göre, eğer kısaca özetleyecek olursak, ahir zamanda, Hz. Mehdi (as) ve hemen ardından da Hz. İsa (as) gelmeden önce şu olaylar gerçekleşecektir:

1- Ölüm: Anarşi ve yaygın katliamlar neticesinde halkın can güvenliğinin kalmaması ve bunun meydana getirdiği tedirginlik ortamı.

2- Açlık: Hayat pahalılığı sebebiyle meydana gelen geçim sıkıntısı. Felaketler ve doğal afetler sonucunda kıtlıkların, açlığın artması.

3- Fitneler: Haramların küçük-büyük herkesin arasında, alabildiğince yaygınlaşması ve teşvik görmesi. Her türlü ahlaksızlığın insanların gözleri önünde yapılması.

4- Bidatlerin ortaya çıkması: İslam dininde olmadığı halde sonradan ortaya çıkarılan adetlerin dinin esaslarıymış gibi kabul edilmesi.

5- Din ahlakını anlatma imkanlarının kaybolması: İyiliğin emredilmesi ve kötülüğün engellenmesi, kısacası tebliğ imkanının kaybolması ile meydana gelen manevi boşluk.

Fitne ortamları sağlam imana sahip müminler için imanlarının güçlenmesine, sabırlarının ve ahiretteki derecelerinin artmasına vesile olurken, zayıf ve yüzeysel imana sahip kimselerin imanlarını kaybetmelerine ya da imanlarının daha da zayıflamasına yol açar. Hz. Mehdi (as) bu tür bir fitne ortamının en yoğun ve şiddetli olarak yaşandığı bir dönemde ortaya çıkacaktır.

Başka hadislerde ve İslam alimlerinin açıklamalarında da ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’ın, her yere erişmiş çok yaygın bir fitne varken ortaya çıkacağı bildirilmektedir:

Hz. Mehdi (as), fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek. (Mektubat-ı Rabbani, 2-258)

Mağrib’de (batıda) karışıklıklar, fitneler ve korku olacak. Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak. Fitneler çoğalacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440)

39. Her Yere Ulaşan Bir Fitne

Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek: “Ey insanlar, emiriniz artık Hz. Mehdi (as)’dır” demesine kadar devam edecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

Hadislerde herkese ulaşacak, hızla yayılacak bir fitneden bahsedilmektedir. Yani herkesin haberdar olacağı, dine ve Allah’a karşı ortaya sürülen bir fitne insanların imanlarını hedef alacaktır. Günümüzde, Allah’ın varlığına ve dinin yaşanmasına karşı öne sürülen en geniş çaplı fikri akım materyalist felsefedir. Bu felsefenin kendisine dayanak aldığı sözde bilimsel temel ise “evrim teorisi”dir. Hiçbir bilimsel ve mantıksal delile dayanmadığı, tamamen akıl ve bilim dışı olduğu halde, yoğun propaganda, aldatmaca ve göz boyama yöntemleriyle bu safsata dünya çapında belirli materyalist odaklar tarafından kitlelere empoze edilmeye çalışılmaktadır.

Bugün evrim teorisinin gerek basın gerekse televizyon yoluyla hemen hemen girmediği hiçbir ev, bu teoriyi duymayan hiç kimse yok gibidir. Bu durum, bütün Batı dünyası için geçerli olduğu gibi Müslüman ülkeler için de geçerlidir. Öyle ki ders kitaplarında bile yer verilmiş olan bu teori, öne sürdüğü sayısız yalan ve göz boyamalarla daha çocuk yaşlardan itibaren insanlara telkin edilmekte; tesadüfler sonucunda meydana geldikleri, maymundan türedikleri gibi gülünç safsatalarla insanlar yanıltılmaktadırlar. İlkokullardan üniversitelere kadar gençlerin evrimci yalanlarla beyinleri yıkanmaktadır. (Evrim teorisi ile ilgili propaganda girişimlerine verdiğimiz bilimsel cevapları için bkz. Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Araştırma Yayıncılık)

Dikkat çekici bir nokta daha vardır: Peygamberimiz (sav)’in hadisinde belirttiği gibi bir fitnenin dünyanın her yerine nüfuz etmesi ve hızla yayılması, ancak günümüzdeki teknolojik imkanlarla (basın, yayın, internet, uydu iletişimi…) gerçekleşebilir. Geçmişteki şartlarda, bir fitnenin dünya çapında kısa zamanda bu kadar geniş alana yayılması mümkün değildir. Nitekim bugüne kadar Allah’ın varlığına, yaratılışa ve din ahlakına karşı mücaele eden dünya çapında yaygın bir başka fitne daha görülmemiştir. Tüm bunlar Hz. Mehdi (as)’ın çıkış zamanının ve dolayısıyla Hz. İsa (as)’ın tekrar yeryüzüne dönüşünün içinde yaşadığımız dönemde olacağına dair önemli işaretlerdir. (Doğrusunu Allah bilir.) Ancak şunu da hatırlatmalıyız ki, hadislerde Hz. İsa (as)’ın gelişiyle ve Hz. Mehdi (as)’ın çıkışıyla bu fitnenin sona ereceği de müjdelenmektedir.

40. Haramların Helal Sayılması

Bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder… bundan sonra bütün haramların helal sayılacağı bir fitne gelir… (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)

Hz. Huzeyfe’nin anlattığına göre, Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Ey Huzeyfe! O günde onlar Ridde (dinden çıkmak) üzere olacaklardır. Şarabın helal olduğunu zannedecekler ve namaz da kılmayacaklardır.” (Ukayli, En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal)

Günümüzde fuhuş, kumar, içki, rüşvet gibi birçok fiil, haram olmalarına rağmen dünyanın pek çok ülkesinde giderek artan bir oranda işlenmektedir. Kimi Batılı gazete ve televizyonlarda bu haramları işleyenler sıkça övülmekte ve teşvik edilmekte, hatta işlemeyenler yerilmektedirler. Yapılan istatistikler ise bu konudaki sayının giderek arttığını göstermektedir. Giderek daha yaygın bir hale gelen bu sınır tanımaz, helali, haramı göz ardı eden, her türlü taşkınlığı normal sayan yaşam tarzı hadislerde tarif edilen ortamı çok açık bir şekilde yansıtmaktadır. Mehdi’nin çıkış habercisi olan bu karanlık ortam, aynı zamanda Hz. İsa (as)’ın gelişinin de yakınlaştığına işaret etmektedir. Bu konuyla ilgili diğer bazı hadisler ve İslam alimlerinin açıklamaları şöyledir:

Küfür her yanı istila edip hükmü cemiyet içinde aşikare işlenmedikçe Hz. Mehdi (as) zuhur etmez. Bu vakitte vaki olan ise… küfrün istilasıdır. Onun kuvvetidir. (Mektubat-ı Rabbani, 2-259)

Hz. Mehdi (as), bütün haramların helal sayıldığı büyük bir fitneden sonra çıkacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

41. Allah’ın Açıkça İnkar Edilmesi

Allah apaçık inkar edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz. (Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 27)

Allah’ı inkar etme sapkınlığı olan ateizm, 19. yüzyılın sonundan itibaren yaygınlaşmıştır. Materyalizm ve Darwinizm’in yaygınlaşmasıyla kendilerine felsefi ve sözde bilimsel dayanak buldukları yanılgısına kapılan ateistlerin sayısı 20. yüzyılda artmıştır. Ateistler bu dönemde sapkın görüşlerinin propagandasını yapma imkanı bulmuşlardır. Ateizm, samimi olarak iman edenlerin yürüteceği fikri mücadele ile Allah’ın izniyle yok olmaya mahkumdur. (Ateizmin çöküşü konusu için bkz. Harun Yahya, İslam’ın Yükselişi, Araştırma Yayıncılık)

42. Allah’tan Başka İlahlar Edinilmesi

Lat-Uzza’ya yeniden Allah’tan başka İlah edinilerek tapılmadıkça kıyamet kopmaz… (Kıyamet Alametleri, s. 281)

Ümmetimden birçok kabileler müşriklere iltihak edeceklerdir, kıyametten önce hepsi küfre girecekler… (Kıyamet Alametleri, s. 287)

Ümmetimden bir kısım insanlar putlara dönüp tapıncaya kadar kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s. 241)

Allah’tan başkasını İlah edinmek hiç şüphesiz çok büyük bir sapkınlık ve günahtır. Bazı insanlar, putlara tapmaktan bahsedildiğinde, yalnızca geçmiş toplumların yaptığı gibi tahtadan veya taştan yontulmuş heykellere tapmaktan bahsedildiğini sanırlar. Oysa bu bir yanılgıdır. Şirk koşan bir insan, yalnızca insan yapımı putlara tapan insan demek değildir. Allah’ın, Kuran’da bildirdiği gibi, şirk koşmadan iman etmek demek “dini yalnızca Allah’a halis kılarak –yani yalnızca Allah’ın rızasını ve rahmetini umarak- iman etmek” demektir. Ahir zamanda ise, şirk koşmadan samimi olarak iman eden insanların sayısı azalacak, gösteriş için ibadet eden, Allah’ın hak dininden uzaklaşarak kendilerine birtakım batıl inanışlar edinen insanların sayısı artacaktır.

43. Materyalist Felsefenin Yaygınlaşmasına İşaret

Bismillah harflerinin değeri kaybettirildiği zaman Hz. Mehdi (as) zuhur eder. (Risalet-ül huruc-ül Mehdi, s. 29)

Hadiste geçen “besmele”den kasıt, insanların din ahlakına bakış açısı ve imani durumları olabilir. Nitekim insanların imanlarının zaafa uğradığı bir dönemde Hz. Mehdi (as) zuhur edecek ve bu akımları fikren ortadan kaldıracaktır. Bu açıdan düşünüldüğünde, hadiste geçen ifade, materyalist ve Darwinist felsefenin insanlar üzerindeki etkisinin çok olacağına işaret olabilir. Hz. İsa (as)’dan önce gelecek olan Hz. Mehdi (as)’ın vazifelerinden birisi -belki de en önemlisi- bu felsefe ve fikir akımlarını bertaraf ederek Hz. İsa (as)’a ortam hazırlamasıdır.

44. Anarşi ve Kargaşa Günleri

Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır. (Suyuti, Cami’üs Sagir, 3/211)

Anarşi ve çatışma, geride bıraktığımız yüzyılın en belirgin özelliklerinden biridir. İç savaşlar, ihtilal ve ayaklanmalar binlerce insanın hayatına mal olmuş, güvenlik ve huzur insanların en büyük özlemlerinden biri haline gelmiştir. Kimi Afrika ülkelerinde bir türlü son bulmayan iç savaşlar, başta Güney Amerika olmak üzere bazı ülkelerde yaşanan ihtilal ve ayaklanmalar, Güney Asya’da yaşanan çatışma ve savaşlar, Ortadoğu’da yaşanan gerginlikler bu kargaşanın sadece bilinen belli başlı örnekleridir.

Bununla birlikte özellikle son on yılda terör yaygınlaşmış, Amerika’dan Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada, pek çok ülke terörist saldırıların mağduru olmuştur. Sivil ve masum insanları hedef alan terör, insanların korkulu rüyası haline gelmekte, anarşi ve kargaşa insanlarda tedirginliğe neden olmaktadır.

45. Barışın Kalkması

Bütün kalplerin içine fesat düştüğü için bir kısım halk diğeriyle konuşarak barış ve ittifak gösterileri yaparlar. Fakat kalplerinde barış ile ittifaka muhalif bir durum olduğu bir devir gelmedikçe kıyamet kopmaz. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 382, no. 701)

Yukarıdaki hadis günümüzde açıkça yaşanmaktadır. Özellikle İsrail-Filistin arasında her türlü girişim ve çabaya rağmen bir türlü gerçekleşemeyen barış, hadisin işaret ettiği olaylardan biri olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Ayrıca günümüzde yeryüzünde barışın yerleşmesi, savaş ve kavgaların bitmesi için dünyanın dört bir yanında barış yanlıları tarafından gösteriler düzenlenmektedir. Ancak tüm bu gösteriler yalnızca Ortadoğu’da değil dünyanın birçok bölgesinde devam eden çatışma, savaş ve katliamları engelleyememektedir.

46. İhtilallerin Olması

… (O sırada) fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da insanlar birbirlerini öldürürler. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 482, no. 901; Kitabü’n-Nihaye, İbn-i Kesir, 1/131)

İç çatışmaların ve ihtilallerin artması, Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanla ilgili verdiği önemli bilgilerdendir. 20. yüzyılın sonlarından itibaren başta Salvador, Nikaragua gibi Orta ve Güney Amerika ülkeleri olmak üzere, dünyanın dört bir yanında ihtilaller, darbeler ve karşı-darbeler yaşanmıştır. 1980′lerin başında Orta Amerika’da, bir grup yönetici kadro ile askeri liderler arasında meydana gelen menfaat çatışmaları, kırsal kesimlerde örgütlenen gerilla hareketlerinin de güç kazanmasıyla yaklaşık 22 milyon insanı etkisi altına alan büyük bir çatışma ve kargaşa ortamına dönüşmüştür. Yapılan ihtilaller ile Nikaragua’da Somoza iktidarı devrilmiş, Honduras, El Saldavor ve Guetemala’da büyük ayaklanmalar yaşanmıştır. Tüm bu olaylar sırasında yalnız 1982 yılında, söz konusu bölgede 15 bin kişi hayatını kaybetmiştir.27

47. İnsanların Birbirinden Kaçışması

“Ey Allah’ın Resulü, Ahlas fitnesi nedir?” “Kaçışmak –yani insanlar arasındaki aşırı düşmanlıklardan dolayı birbirlerine güvenemedikleri için birbirlerinden kaçışmaları- ve insanların mallarının yağma edilmesidir,” buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 386, no. 714)

Hadiste, insanların güvensizlik ve korku nedeniyle birbirlerinden kaçmalarına dikkat çekilmektedir. Bununla, yurtlarından göç etmek zorunda bırakılan insanlara işaret ediliyor olması muhtemeldir. Gerçekten de çatışmalar nedeniyle evlerini terk eden, savaşlar yüzünden topraklarından sürülen insanların sayısı 20. yüzyılın başlarından itibaren büyük artış göstermiştir.

Özellikle son 20-30 yılda bu artış dikkat çekici bir rakama ulaşmıştır. 2001 yılı itibariyle yaklaşık 23 milyon olan dünyadaki mülteci sayısı, 2002 yılında neredeyse 30 milyona yaklaşmıştır.28

48. Dünyayı Karışıklık ve Kargaşanın Kaplaması

Dünya hercü merc1 içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranmadığında Allah, bu sırada onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak dalalet (iman ve İslamiyet’ten ayrılmak, sapkınlık) kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Hz. Mehdi (as)) gönderecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra fitneler olacaktır. Orada terör ve harpler vardır. Sonra onlardan daha şiddetli fitneler olacaktır. Her ne zaman (fitnelerin) sonu geldi denilse, yeni bir ayaklanma olacaktır. Ta ki, benim soyumdan bir şahıs (Hz. Mehdi (as)) çıkıncaya kadar fitnenin girmediği bir Arap evi ve ulaşmadığı bir Müslüman kalmayacaktır.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si, Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi, s.147)

Hadislerde görüldüğü gibi, belirli bir yer bildirilmeyip, karışıklığın dünyanın her tarafında yayılacağına işaret edilmektedir. Gerçekten de hadislerde tarif edildiği şekilde, bugün dünyanın beş kıtasında büyük kargaşa, savaşlar, katliamlar ve terör olayları devam etmektedir. Her gün yüzlerce insan sebepsiz yere öldürülmekte, yurtlarından çıkarılmaktadır. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Kıyamet Alametleri, Araştırma Yayıncılık)

49. Büyük Olayların ve Hayret Verici Şeylerin Meydana Gelmesi

Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir (meydana gelecektir). (Mektubat-ı Rabbani, 2/258)

Onun zamanında büyük hadiseler vuku bulacak (oluşacak). (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)

“… zelzeleler, kederler, büyük hadiseler yakındır. O gün Kıyamet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından daha yakındır”, buyurdu. (Ebu Davud, Cihad: 37, (2535))

Onun zuhur mebdeleri (çıkışının başlangıcı) ve mukaddimeleri (çıkış alametleri) Resulullah Efendimiz (sav)’in irhasatına2 benzer. (Mektubat-ı Rabbani, 2/258)

Hz. Muhammed (sav)’in doğumundan önce büyük ve olağanüstü olaylar meydana gelmişti. Doğduğu gece yeni bir yıldız doğmuş, ateşe tapan İran padişahlarının sarayının 14 burcu yıkılmış, İran’da 1000 yıldır yanmakta olan Mecusi ateşi sönmüş, Semavi Vadisi sel suları altında kalmış, Save Gölü kurumuştu…

Yukarıdaki rivayetlerde işaret edildiği gibi, Hz. Mehdi (as)’ın ortaya çıkışı da, Peygamber Efendimiz (sav)’inkine benzeyecektir. Onun çıkışı döneminde de büyük ve harika olaylar olacaktır. Son 100 yıldır dünya üzerinde meydana gelen büyük olayların bazıları şöyledir:

– Kabe basıldı ve çok sayıda Müslümanın kanı akıtıldı.

– 2500 yıllık İran şahlığı yıkıldı ve İran Şahı Rıza Pehlevi öldü.

– Hindistan’ın Bombay kentinde bir fabrikadan sızan gaz 20.000 kişinin ölümüne yol açtı.

– İki Müslüman ülke olan İran ve Irak arasında 8 yıl sürecek bir savaş başladı.

– Ruslar, Afganistan’ı işgal etti.

– Mexico City şiddetli bir depremle yerle bir oldu.

– Kuzey Kolombiya’daki Nevado Del Ruiz yanardağı 400 yıldır ilk kez patladı. Eriyen kar ve buzun oluşturduğu çamur yüzünden Armero kenti haritadan silindi. 20.000 kişi öldü.

– Bangladeş’teki sel 25.000 kişinin ölümüne sebep oldu.

– Hıristiyanlığın merkezi Roma’yı sular bastı.

– 1986′da Çin’de tarihinin en büyük orman yangını oldu.

– Hindistan Başkanı Gandi, Mısır Devlet başkanı Enver Sedat, İsveç Başbakanı Olof Palme öldürüldü.

– Papa II. Jean Paul vuruldu.

– 1980 yılı başlarında ilk AIDS vakaları tespit edildi. Şu ana kadar on binlerce kişinin ölümüne sebep olan bu hastalığa “Çağın Vebası” ismi verildi.

– 1986′da uzay mekiği Challenger fırlatılışından sonra infilak etti.

– 26 Nisan 1986′da Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santralı’nda şimdiye kadar görülen en büyük nükleer kaza meydana geldi. Birçok Avrupa ülkesi yayılan radyasyondan etkilendi.

– Ozon tabakasının delinmesi Dünya iklimi üzerinde çok olumsuz etkiler bıraktı.

– Sovyetler Birliği yıkıldı ve Gorbaçov’la birlikte Bağımsız Devletler ortaya çıktı.

– Irak’ın Kuveyt’i ilhak etmesinden sonra yıllarca sürecek olan Körfez Savaşı başladı.

– Ermenistan’daki depremde kent harabeye dönüştü. 500.000 kişi evini terk ederken, ölü sayısı 40.000′i aştı.

– 1989 yılında Çin’de komünist bölükler tanklarla öğrencilerin üzerine yürüdü, Tiananmen meydanında 2000 öğrenci öldü.

– Soğuk Savaş’ın sembolü olan Berlin duvarı inşasından tam 28 yıl sonra yıkıldı.

– 1990 yılında Kabe’deki tüneldeki izdihamda 1400′den fazla hacı hayatını yitirdi.

– 1991 yılında Bangladeş’te meydana gelen sellerin sonrasında yaklaşık 139.000 kişi öldü, on milyonlarca kişi evsiz kaldı.

– Son 20 yıldır Amerika’da fırtınalar, kasırgalar, hortumlar ve seller durmak bilmedi. Binlerce insan öldü, milyonlarcası evini terk etti ve zarar her seferinde milyar dolarlarla ölçüldü.

– Bosna ve Kosova’daki katliamlarda yüz binlerce Müslüman öldürüldü ve yüz binlercesi yurtlarından çıkarıldı.

– Ebola virüsü on binlerce kişinin ölümüne sebep oldu.

– El Nino tüm dünya ülkelerine çok büyük felaketler getirdi.

– 19 Ekim 1987′de Londra Borsası çöktü. Yaşanan büyük panik sonucunda 50 milyar sterlinlik değer kaybı yaşandı.

– 19 Nisan 1995′de ABD’nin Oklahoma kentindeki Federal Binaya yapılan bombalı saldırıda 168 kişi öldü.

– 22 Mart 1997′de Hale-Bopp kuyruklu yıldızı, saatte 160 km. hızla Dünya’nın 195 milyon km. yakınından geçti. Çıplak gözle izlenebilen Hale-Bopp’un geçişi, tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı.

– 10 Mayıs 1997′de İran’daki 7.1 şiddetindeki depremde 1500 kişi öldü.

– 4 Şubat 1998′de Afganistan’daki 6.1 şiddetindeki depremde 5 bin kişi hayatını kaybetti.

– 25 Ocak 1999′da Kolombiya’daki 6 şiddetindeki depremde 1171 kişi hayatını kaybetti.

– 21 Eylül 1999′da Tayvan’daki 7.6 şiddetindeki depremde 2100′den fazla kişi hayatını kaybetti.

– 11 Eylül 2001′de ABD’ye, tarihin en büyük terörist saldırısı düzenlendi: İki yolcu uçağı, sabah mesaisinin başladığı saatlerde 18 dakika arayla New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu iki gökdeleni vurdu. Ardından bir başka uçak Pentagon’a düştü. Saldırıda beş binin üzerinde insan öldü.

– Hindistan’da büyüklüğü 7.9 olan bir deprem meydana geldi ve binlerce kişi yaşamını yitirdi.

– Avrupa’da yaşanan aşırı sıcaklar 10 binlerce insanın ölümüne neden oldu.

– 60.000 senede bir gerçekleşen bir olay meydana geldi ve Mars gezegeni Dünya’ya en yakın konuma geldi.

– Kasım 2003′te dünyanın en kurak bölgelerinden olan Mekke’de meydana gelen sel felaketinde 12 kişi yaşamını yitirdi.

50. Uzayda İnsan Eli Biçiminde Bir Görüntü Oluşması

… Esma binti Umeys dedi ki: “O GÜNÜN (HZ. MEHDİ (AS)’IN ZUHURUNUN) ALAMETİ SEMADAN UZATILMIŞ VE İNSANLARIN KENDİSİNE BAKIP DURDUĞU BİR EL’DİR.” (Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, s. 69)

… İŞTE O ZAMAN (HZ. MEHDİ (AS)’IN ZUHURU ZAMANINDA) SEMADAN KENDİNİ BELLİ EDEN BİR EL GÖRÜNÜR… (Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, s. 51)

SEMADAN ZUHUR EDEN BİR EL ve “emiriniz Mehdi’dir” şeklindeki bir nida duyuluncaya kadar tefrika (ayrılık) ve ihtilaflar devam edecektir. O GÜNÜN ALAMETİ: SEMADAN BİR EL UZANACAK ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir. (Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdinin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)

Peygamber Efendimiz (sav)’den rivayet edilen bu hadislerde gökte bir “el”in görüneceği ve bu elin Hz. Mehdi (as)’ın geliş alametlerinden olduğu bildirilmektedir. Bu döneme kadar ihtilafların devam edeceği ve Hz. Mehdi (as)’ın semadan, yani radyo, televizyon ve internet gibi iletişim araçları vesilesiyle, sürekli gündem olacağı hadislerden anlaşılmaktadır. Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’ne bağlı Chandra Röntgen Gözlemevi tarafından çekilen bir uzay fotoğrafında el şeklindeki bir nötron yıldızları kümesi başka bir yıldız kümesini kavrıyomuş gibi görülmektedir. Hadislerde belirtilen el ifadesi, NASA tarafından “Tanrı’nın eli” olarak adlandırılan ve uzayda vuku bulan bir gök olayının vesile olduğu bu görüntüye işari manada bakıyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Söz konusu yıldız kümesinin oluşturduğu el şeklinin duruşu hadisteki uzanma tanımına da tam uymaktadır. NASA tarafından çekilen fotoğraftaki el şekli bir yere uzanıyormuş görünümündedir. Ayrıca insanların Hz. Mehdi (as) dönemindeki gelişmiş yüksek uzay ve astronomi teknolojisi sayesinde uzayda meydana gelen bu gök olayını teleskoplar vesilesiyle bakarak görebilmeleri de hadisteki ifadelerle birebir uyum içindedir. Hz. Mehdi (as)’ın zuhur alametleri, dolayısıyla Hz. İsa (as)’ın geliş alametleri “… eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alametleri beklesinler.” (Ebû Hureyre (ra), Tirmizî) hadisinde belirtildiği gibi son 30 yıllık süre zarfında art arda yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir.

51. Bazı Müslümanların Durumu

Evet nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, siz o fitne zamanında yükselip birbirinizin boyunlarını buran yılanlar haline döneceksiniz, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 368, no. 672)

Peygamberimiz (sav) yukarıdaki hadisinde bir kısım Müslümanların kendi aralarındaki ayrılığa dikkat çekmiştir. Ahir zamanda makam, mevki, güç elde edip sonra birlik olmak yerine birbirlerine karşı düşmanca tavırlar göstereceğine işaret etmektedir. Peygamberimiz (sav) başka hadislerinde de kimi Müslümanlar arasında yaşanacak olan haset, çekememezlik, düşmanlık gibi tehlikelere dikkat çekmiştir:

Fitne işte şuradan, şeytanın iki boynuzunun doğacağı yerden gelecektir. Halbuki sizler birbirinizin boyunlarını vuruyorsunuz… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 369, no. 675)

… birbirinizle nefsaniyet yarışına düşersiniz, birbirinize haset edersiniz, birbirinize sırt çevirip ayrılırsınız ve birbirinize düşman olursunuz. (Sahih-i Müslim, 4/2274)

Ümmetim üzerine bir zaman gelir ki, fukaha birbirlerini çekemez. Tekelerin birbirlerini kıskandığı gibi, birbirlerini kıskanırlar. (Hatim, Hatib; Geleceğin Tarihi 1, s.28)

52. İslam Dünyasının Mevcut Konumu

Beni Hak ile baas eden Allah’a yemin ederim ki, benden sonra ümmetimin içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helali aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kuran’a bedel tutulacak. (Deylemi; Geleceğin Tarihi I, s. 50)

İslam dünyası, geçmişte tarihin en büyük ve ihtişamlı medeniyetlerinden birini inşa etmişti. 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte, İslam dünyasının 20. yüzyıldaki konumu derinden etkilendi. İslam Birliği dağıldı. 21. yüzyıla girdiğimiz şu günlerde İslam dünyasının pek çok bölgesinde çözüm bekleyen sorunlar, üzerinde uzlaşma sağlanması gereken çeşitli anlaşmazlıklar halen devam etmektedir. Müslüman ülkelerden bazıları bilim, teknoloji, ekonomi gibi alanlarda büyük atılımlar yapmaları gereken bir konumdadırlar. Hadiste belirtilen Müslümanların yaşayacağı “fetret” devriyle, bazı Müslümanların bugün içinde bulundukları bu duruma işaret ediliyor olması muhtemeldir.

Ancak unutmamak gerekir ki, İslam dünyasının geçmişte olduğu gibi bugün de tüm dünyaya ahlakı, huzuru, güvenliği ve bolluğu ile örnek teşkil edecek ihtişamlı bir medeniyet kurmaları son derece kolaydır. Bunun için yapılması gereken; Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin eksiksiz olarak yaşanması ve bu ahlakın bir gereği olan İslam Birliği’nin sağlanmasıdır.

53. Müslümanların Birbirleri ile Savaşmaları

İki büyük İslam ordusu birbirleriyle harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 454, no. 831)

O günlerde araları bozuk olan müminler deccalin hedefi olmaktan kurtulamazlar. (Hakim, Müstedrek, 4:529-530; Mehdi ve Deccal, s. 93)

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat dâvaları birdir.” (Buhari, Fiten: 24, Menakıb: 25, İstitabe: 8; Müslim, İman: 248, Fiten: 17)

Peygamberimiz (sav) 1400 sene önce bildirdiği bu hadislerinde günümüzde yaşanacak olan bazı olaylara dikkat çekmiştir. Nitekim hadislerde haber verildiği gibi Hicri 1400 yıllarının başından itibaren bazı Müslüman ülkeler arasında savaş ve çatışmalar yaşanmıştır. İran-Irak savaşı, Irak’ın 1990 yılında Kuveyt’i işgali bu savaşlara örnektir.

54. Müslümanların Maruz Kaldıkları Şiddetli Belalar

Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)

Vay bu ümmete, o öldüren zalim meliklerden dolayı. Bu zalimler, kendilerine itaat edenler hariç, sessiz mutileri (itaatkar insanları) bile korkuturlar. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)

Liderlerin zulmetmesi… kıyamet alametlerindendir. (Kıyamet Alametleri, s. 143)

… Fitnenin girmediği hiçbir ev ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz. Bu hal soyumdan bir kişi (Hz. Mehdi (as)) çıkana kadar devam eder. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 25)

(Kıyametin bir alameti) Mescitler içerisinde günahkarların seslerinin yükselmesi ve günahkarların dinin emrettiklerini yerine getiren samimi müminler üzerine galip gelip onlara tahakküm etmeleridir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 450)

Yemin ederim ki bu ümmete öyle (şiddetli) belalar gelecek de, kişi zulümden, gaddarlıktan kurtulmak için sığınacak bir yer bulamayacaktır. Öyle sıkıntılı bir sırada Allah Teala akrabamdan, benim hanedanımdan bir kimseyi gönderecek. (Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 437)

Bu hadisler, Hz. Mehdi (as) gelmeden önce bazı Müslüman ülkelerde, din ahlakından uzak, zalim ve acımasız karakterli kişilerin iktidarda olacaklarına işaret etmektedir. Bu durum Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın gelişlerinin yaklaştığını gösteren alametlerden biridir.

Peygamberimiz (sav) bir başka hadisinde de ahir zamanda samimi müminlerin tüm bu baskılar nedeniyle inançlarını saklamak ve ibadetlerini gizli sürdürmek zorunda kalabileceklerini şöyle haber vermiştir:

Bugün sizin aranızda münafıkların gizli yaşadıkları gibi bir zaman gelir ki mümin olanlar da diğerlerinin arasında gizli olarak dini hayatlarını sürdürmeye çalışırlar. (İbni Sünni; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 12)

Gerçekten de bugün İslam dünyasının bir bölümünde iktidarda olan yöneticiler, Müslüman halka eziyet etmekte, baskıcı ve despot rejimleri ile insanları ezmektedirler. Müslümanların dinlerini özgürce yaşamaları ve ibadetlerini yerine getirmeleri engellenmekte, ekonomik sıkıntılar yaşamı zorlaştırmaktadır. Bir kısmında ise, ehil olmayan yöneticiler nedeniyle halk çeşitli belalara maruz kalmaktadır. Bu ülkelerden bazılarında yaşanan olayların örnekleri şunlardır:

İran ile yaptığı savaşta 3 milyonluk nüfusunun yaklaşık bir milyonunu kaybeden Irak’ta, faşist diktatör Saddam Hüseyin halkına dayanılmaz işkenceler ve zulüm uygulamıştır.

1979 yılında Sovyet Rusya tarafından işgal edildiği günden itibaren Afganistan’da, istikrarsızlık ve kargaşa hakim olmuştur.

Suriyeli Müslümanlar Hafız Esad’ın 30 yıl süren diktatörlüğü boyunca çeşitli acımasızlıklara maruz kaldılar. Kadınlara tecavüz edildiği, erkeklere her türlü işkencenin uygulandığı katliamlarda bazı şehirler tamamen ortadan kalktı.

Afrika’nın en küçük ülkelerinden biri olan Cibuti, 1977 ve 1991 yılları arasında, yaklaşık 2 bin Müslümanın katledildiği, 7 bin kişinin de hiçbir mazeret gösterilmeden tutuklanıp işkence gördüğü katı bir rejimle yönetildi.

Somali’de 1969 yılından 1991 yılına kadar yaklaşık 20 yıl boyunca doğrudan Müslümanları hedef alan, Tümgeneral Muhammed Siad Barre’nin liderliğinde baskıcı bir rejim uygulandı.

Tunus, 31 yıl boyunca Habib Burgiba’nın dikta rejimi altında yönetildi. Kendisini “hayat boyu cumhurbaşkanı” ilan eden Burgiba, iktidarda olduğu müddetçe Müslüman halkı baskı altında tuttu.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bazı Müslüman ülkelerde yaşanan bu durum gerçek İslam ahlakının tam anlamıyla bilinmiyor olmasından kaynaklanmaktadır. Müslümanlara baskı uygulayan rejimlerin ortak yönlerinden biri, bu rejimlerin temellerinin din ahlakına uygun olmayan baskıcı, kaba kuvvete dayalı ideolojileri benimsemeleridir. Dolayısıyla, yapılması gereken söz konusu ideolojilerle fikri alanda mücadele yürütmektir. Fikren yenilgiye uğrayan bir ideolojinin ayakta kalması mümkün değildir. Müslümanların yapması gereken, bir yandan bu ideolojilerin çarpıklıklarını ve yanlışlarını gözler önüne sermek, bir yandan da gerçek din ahlakını anlatarak insanları en güzel şekilde doğru yola davet etmek olmalıdır. Kuran ahlakına ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine uygun olan bu yöntemle, Allah’ın izniyle, tüm bu zulümler sona erecek, Müslüman dünyası aydınlık bir geleceğe kavuşacaktır.

55. Masum İnsanların Öldürülmesi

Masum insanlar katloluncaya kadar Hz. Mehdi (as) çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir… (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)

Hz. Mehdi (as) her dokuzdan yedi öldürülünceye kadar çıkmaz. Günahsız insanların öldürülmesi onlardandır. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35)

Günahsız insanlar öldürülmeden Hz. Mehdi (as) çıkmaz. Günahsızlar öldürüldüğünde, onları öldürenlere yer ve gök ehli buğz ederler… (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35)

Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı ile ilgili hadislerde katliamların yaygınlaşmasından bahsedilirken, bu katliamların masum insanları hedef alacağına özellikle dikkat çekilmiştir. Daha önce de ele aldığımız gibi, günümüzde hemen hemen tüm savaşlarda asıl hedef sivil halk olmaktadır. Katliamlar da asıl olarak sivil ve masum halka yönelik olarak gerçekleştirilmekte, çoğunlukla çocuklar, yaşlılar ve kadınlar katledilmektedir. Özellikle kendilerini savunma imkanı olmayan bu insanların seçilmiş olması katliamların çapının geniş, hayatlarını kaybeden insanların sayısının yüksek olmasına neden olmaktadır.

Savaşlar veya çeşitli çatışmalar sırasında gerçekleştirilen katliamların yanı sıra özellikle son yıllardaki terörist eylemler de halkın toplu olarak imha edilmesi ile neticelenmektedir. Terörizmin amacı halk arasında korku ve dehşet yaymak olduğundan, bu tür saldırıların asıl yöneldiği kesim çoğunlukla sivil halktır. Alışveriş merkezleri, restoranlar, kafeteryalar, okullar gibi savunmasız kadınların, gençlerin ve çocukların bulunduğu yerleri hedef alan bu eylemler nedeniyle dünyanın farklı ülkelerinde pek çok insan hayatını kaybetmektedir.

56. İnsanların Sebepsiz Yere Öldürülmesi

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” (Müslim, Fiten: 56, (2908))

Cinayetlerdeki artış ahir zaman alametlerinden biridir. Gazetelerde, çok küçük bir tartışma nedeniyle veya karşısındaki kişinin tepkisinden hoşlanmadığını, dinlediği müzikten rahatsız olduğunu öne sürerek, çok az bir miktar para elde edeceğini düşünerek adam öldürenlerin haberlerine sıkça rastlanmaktadır.

57. Her Yerde Kargaşaya Sebep Olan Fitneler

Şu muhakkak ki, yakın gelecekte (birbirini takip eden) birtakım fitneler olacaktır. Sonra tekrar fitneler olacaktır. Sonra yine fitneler olacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 375, no. 684)

… Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 394-395, no. 733)

Yukarıdaki hadislerde, dünyaya sürekli olarak yayılan ve uzun süreler devam eden bir fitneden söz edilmektedir. “Fitne” kelimesi ise daha önce belirtildiği gibi “savaş, karışıklık, kavga, ihtilaf” gibi anlamlara da gelmektedir. Kelimenin bu anlamları düşünüldüğünde özellikle son bir asırdır, hadiste de ifade edildiği gibi arka arkaya hiç bitmeden süren savaşlar, iç çatışmalar, kargaşa olayları dünyanın dört bir yanında bitip tükenmeden devam etmektedir. Özellikle geride bıraktığımız 20. yüzyıl “Savaşlar Yüzyılı” olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir.

20. yüzyıl savaşlarında yaklaşık 180 milyon insan hayatını kaybetti. İnsanlık tarihinde ilk kez, bir yüzyıl içinde bu kadar çok sayıda insan savaşlar nedeniyle hayatını kaybetmiş oldu. Yine 20. yüzyılda, her biri en az 6000 kişinin ölümüne neden olan yaklaşık 165 savaş ve çatışma meydana geldi.29

Son dönemde dünyanın hangi bölgelerinde savaş ve iç karışıklık yaşandığına baktığımızda, dünyanın bir yerde bitip diğer yerde başlayan fitnelerden kurtulamadığını görmek mümkündür. Bosna-Hersek, Kosova, İran, Irak, Afganistan, Çeçenistan, Filistin, Kamboçya, Etiyopya, Somali, Yemen, Uganda, Cezayir, Ruanda, Mozambik, Angola, Kongo, Liberya, Burundi, Sudan, Lübnan, Arjantin, Kuzey İrlanda, El Salvador, Nikaragua savaşların ve iç çatışmaların yaşandığı ülkelerden sadece bazılarıdır.

Dünya tarihi savaşlar ve çatışmalarla doludur, ancak 20. yüzyılda ve 21. yüzyılın başlarında meydana gelen savaşlar, terör eylemleri ve katliamlar, tüm dünya tarihinde meydana gelenlerden birçok özelliği ile ayrılmaktadır. Daha önce de söz edildiği gibi, bu savaşlardaki ölü sayısı, tüm savaşların toplamından çok daha fazladır. Ayrıca, tarih boyunca savaşlar hep bölgesel olarak kalmış, bir yerden diğerine sıçrayarak tüm dünyaya yayılmamıştır. Ancak 20. yüzyıldan başlayarak bu çatışmalar tüm dünyaya yayılmıştır. Geçtiğimiz yüzyılda savaş veya çatışma görmemiş, terör olaylarını yaşamamış tek bir ülke dahi yok gibidir.

20. yüzyıl savaşlarını diğerlerinden ayıran bir başka özellik ise, kullanılan silahların gücüdür. Tanklar, ağır toplar, bombardıman uçakları, bu yüzyılda ortaya çıkmış ölüm makinalarıdır. Öte yandan nükleer silahların kullanılmasıyla çok daha dehşet verici katliamlar yaşanmış, atom bombaları ile yok edilen Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde sadece o savaşı gören nesiller değil, bir veya birkaç nesil sonrası da büyük zararlar görmüştür.

Günümüzde biyolojik savaş en büyük tehlikelerden biri olarak görülmektedir. Nitekim, 11 Eylül terör saldırılarının ardından ABD’de önemli adreslere mektuplarla gönderilen şarbon bakterisi bunun bir örneğidir. 2001′in Ekimi’nde, ABD’de basın kuruluşları ve politik örgütlere mektupla gönderilen şarbon sporları, ikisi ölümle sonuçlanan 10 şarbon vakasına neden olmuştur.30 Sonuç olarak, hadiste sözü edilen ve dünyanın birçok yerine yayılan fitnenin, 20. yüzyılda başlayan ve 21. yüzyılda devam eden savaşlar, çatışmalar, kargaşa ve terör olayları olması ihtimali çok yüksektir. Tüm bunlar Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) ile birlikte kurulacak olan Altınçağ döneminin yaklaştığının ve ahir zamanın yaşanmakta olduğunun alametleridir.

58. Hz. Mehdi (as)’ın Çıkışından Ümit Kesilmesi

İnsanların ümitsiz olduğu ve “Hiç Mehdi falan yokmuş” dediği bir sırada Allah Hz. Mehdi (as)’ı gönderir… (Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

Yukarıdaki hadiste ahir zaman alametlerinden birinin insanların “Hz. Mehdi (as)’ın gelmeyeceği yönünde” bir ümitsizliğe kapılmaları olduğu bildirilir. Bu ümitsizliğin yaygınlaşması Hz. İsa (as)’ın da geliş alametlerinden biridir.

Ahir zamanda, savaşlarla, yoklukla, açlıkla, adaletsizliklerle, ahlaki çöküşle ve çeşitli salgın hastalıklarla içiçe yaşayan insanların büyük çoğunluğu tüm bu olumsuzlukların ortadan kalkabileceğine dair inançlarını yitirirler. Müslümanlar arasında da pek çok kişi, Altınçağ’ın başlayıp, İslam ahlakının dünya üzerinde hakim olacağı yönündeki beklentilerini kaybeder ve fitnelerin artarak devam edeceğine inanır.

Nitekim günümüzde de bu ruh halinin örnekleri sık sık görülmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)’in Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne yeniden dönüşü, Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruyla birlikte yaşanacak olan güzelliklerle ilgili çok sayıda hadisi olmasına rağmen birçok kişi böyle bir dönemin yaşanmayacağını zannetmektedir. İşte bu zan da ahir zaman alametlerinden biridir. Gerçek din ahlakının hakimiyeti, bu ümitsizlik halinin insanlar arasında yaygınlaştığı bir zamanda, Allah’ın insanlara olan rahmeti sayesinde başlayacaktır.

Oysa Allah’ın izni ile Hz. İsa (as) içinde yaşadığımız bu yüzyılda tekrar dünyaya dönecek, Hz. Mehdi (as) zuhur edecek ve gerçek din ahlakı tüm dünyaya hakim olacaktır. Yeryüzü o gelmeden önce nasıl zulüm ve haksızlıkla doluysa, o geldikten sonra, Rabbimiz’in izniyle, adalet, barış, güvenlik ve bereketle dolacaktır.

59. Fakirlik ve Açlık

Fakirler çoğalacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 455)

Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440)

Deccalin zuhurundan üç yıl önce, son derece buhranlı günler olacak, açlık hüküm sürecektir… (Kıyamet Alametleri, s. 220)

Hz. Mehdi (as) öncesinde yaşanacak olan açlık ve fakirlikle ilgili olarak Peygamber Efendimiz (sav)’in yukarıdaki hadislere benzer pek çok hadisi bulunmaktadır. Hiç şüphesiz tarih boyunca açlık ve sefalet hep var olmuştur. Ancak ahir zamanda fakirlik tüm dünya genelinde çok büyük bir artış gösterecektir. Ve bu durum Hz. İsa (as)’ın gelişinin habercisidir.

Bugün dünyanın dört bir yanında yiyecekten ve içecekten mahrum, sağlıksız koşullar altında yaşayan, barınacak bir yer bulamayan insanlar bulunmaktadır. Bu durum Afrika, Asya, Güney Amerika başta olmak üzere Amerika ve Avrupa ülkelerinde de yoğun olarak sürmektedir. İnsanların küçük bir bölümü çok büyük bir refah içinde yaşarken, 2 milyara yakın insan açlık sınırında yaşamaktadır. 2000′li yıllara girerken yazılan bir makalede dünyanın içinde bulunduğu durum şu şekilde açıklanmaktadır:

Yeni bin yıla adım atarken, her gün yoksullukla ilgili sebeplerden dolayı 35.000 çocuğun hayatını kaybettiği bir dünya ile karşı karşıya geliyoruz. Bu da her 2.5 saniyede bir çocuk öldüğünü gösteriyor. Öyle bir dünya ile karşılaşıyoruz ki yoksulluk sınırının altındaki insan sayısı gün geçtikçe artıyor ve son zamanlarda bu sayı 1.5 milyar. Bu, Çin’in nüfusundan daha fazla, Avrupa Birliği’nin toplam nüfusunun dört katına eşdeğerdir.

Dünyanın en zengin üç ailesinin varlıkları birleştirildiğinde en az gelişmiş ülkelerdeki 600 milyon insanın yıllık gelirlerinden daha fazla etmektedir. Bunun yanı sıra, dünyanın en fakir ülkelerinin 80 tanesinden fazlasının kişi başına yıllık geliri 10 yıl öncekine göre daha düşüktür.31

Günümüzde dünya genelinde fakirlik çok ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. UNICEF’in son raporları göz önünde tutulursa, dünya nüfusunun dörtte biri “tasavvur edilemez sıkıntı ve yokluk koşullarında” yaşamaktadır.32 Bir milyar üç yüz milyon kişi günde 1 dolar, üç milyar kişi de günde 2 dolar ile geçinmektedir.33 Yaklaşık bir milyar üç yüz milyon insan temiz sudan, iki milyar altı yüz milyon insan temel sağlık hizmetlerinden yoksundur.34

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2000 yılı raporuna göre, 826 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Diğer bir ifadeyle her altı kişiden biri açlık çekmektedir.35

Gelir dağılımındaki adaletsizlik de son birkaç on yıl içinde aşırı derecede, düşünülenin çok ötesinde büyümüştür. Birleşmiş Milletler kaynakları göstermektedir ki 1960 yılında dünya nüfusunun en fakir %20′si ile en zengin %20′si arasındaki gelir oranı 1′e 30 iken, 1995′te 1′e 82 olmuştur.36 Sosyal adaletteki çöküşe bir örnek de dünyanın en zengin 225 şahsının servetinin dünya nüfusunun %47′sinin senelik gelirine eşit hale gelmesidir.37

İstatistiklerin ortaya koyduğu bu güncel veriler aynı zamanda, Peygamberimiz (sav)’in sözünü ettiği fakirliğin artacağı haberinin de göstergeleridir. Peygamberimiz (sav)’in işaret ettiği dönemin günümüz koşullarını tasvir ettiği açıktır. Geçmiş yüzyıllara bakıldığında kuraklık, savaşlar veya felaketler gibi nedenlerle zorluk ve sıkıntılar yaşandığı fakat bunların geçici ve bölgesel boyutlarda kaldığı görülmektedir. Oysa içinde bulunduğumuz çağda yaşanan fakirlik ve geçim zorlukları kalıcı, düzenli ve büyük ölçekli bir yapı taşımaktadır.

Şüphesiz Rabbimiz sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir; insanlara zulmedici değildir. Elbette böyle durumlar dini, ahlaki ve vicdani değerlerden yoksun, bencillik ve çıkar ilişkileri üzerine kurulu bir dünya düzeninin kaçınılmaz sonucudur. Nitekim “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır” (Rum Suresi, 41) ayetinde dünyadaki fitnenin nedeninin insanların Allah’ın dininden yüz çevirmeleri olduğu haber verilmektedir.

Altınçağ’ın başlamasıyla birlikte tüm bu zorluklar ortadan kalkacaktır. Açlık, yoksulluk ve sefalet yerini bolluğa, berekete ve zenginliğe bırakacaktır. O dönemde ihtiyaç ve yokluk içinde hiçbir insan kalmayacak, din Allah’ın Kuran’da tarif ettiği şekliyle yaşanacak ve insanlar “Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.” (Zariyat Suresi, 19) ayetinde bildirildiği gibi mallarını ihtiyaç içinde olanlarla paylaşacaklardır. Zaten İslam ahlakının yaşandığı bir toplumda bazı insanların zengin, bazı insanların yoksul olması da mümkün değildir. Çünkü eğer bir insan iman ediyorsa Allah’ın “Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı. Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur.” (Hakka Suresi, 34-35) ayetlerinde bildirdiği duruma düşmekten korkar. Bu da toplumda büyük bir sosyal adalet, refah ve bereketin oluşmasına vesile olur.

60. Kuraklık

Deccallin çıkmasından önce gökyüzü üç sene yağmurunu tutar. Birinci senede normal yağmurun üçte birini tutup üçte ikisini yağdırır. Yeryüzü bitkisinin üçte birini bitirmez. İkinci yılda gökyüzü normal yağmurunun üçte ikisini yağdırmaz. Yeryüzü de bitkisinin üçte ikisini bitirmez. Üçüncü yılda ise gökyüzü yağmurunun tamamını keser, yeryüzü de bitkisinden hiçbirini bitirmez. (Ebu Davud, İbni Mace, Taberani; Geleceğin Tarihi 3, s. 241)

Hadiste haber verildiği gibi yeryüzünde yaşanacak olan kuraklık deccalin çıkışından önce gerçekleşecek olaylardan biridir. Nitekim yakın geçmişte kuraklık dünyanın pek çok ülkesini etkilemiştir.

Kuraklık konusunda son yıllarda gazetelerde yer alan haberlerden bazıları ise özetle şöyledir:

Her yıl 100 milyon hektar verimli alan yok oluyor

Çölleşmenin, 110 ülkede bir milyardan fazla kişiyi tehdit ettiği vurgulanırken, daha fazla gecikmeden, etkili bir mücadele programı uygulanması isteniyor. (02.09.2003 ntvmsnbc)

Dünya Çevre Günü’nün bu yılki teması ‘su’

Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Çevre Günü’nde su sıkıntısına dikkat çekerek, su sorunu yüzünden 2 milyar kişinin ölümle karşı karşıya olduğunu bildirdi. (05.06.2003 ntvmsnbc)

Dünyada kuraklık alarmı

2025′e kadar susuzluğun, dünyada her 3 insandan birini tehdit edeceği belirtildi. (15.08.2001 ntvmsnbc)

Ancak Peygamberimiz (sav)’in diğer hadislerinde bu kuraklığın ardından yağışlarda artış olacağı da haber verilmiştir. Kuraklığın yaşanması gibi, yağışlarda artış olması da Hz. İsa (as)’ın geliş alametlerindendir.

61. Belirli Senelerde Bozulan Ekonomi

İnsanlar 95. seneye kadar malik olacak, yani işleri iyi gidecek, 97 veya 99. senede mülkleri zail olacak… (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)

Bu hadiste ahir zamanda nasıl bir ekonomik durum olacağı ile ilgili daha detaylı bilgiler verilmektedir.

Hadisteki “95. sene” şeklindeki ifade ile 1995 yılına dikkat çekiliyor olması muhtemeldir. 1995 yılı insanların nispeten daha müreffeh bir yaşam sürdükleri, yaşam koşullarının çok zorlaşmadığı bir dönemdir. Nitekim hadiste bu yıl içinde “işlerin iyi gideceği” haber verilmektedir. Yani bu dönemde insanlar yaşamlarını idame ettirebilecek bir gelire sahiptirler ve hala mülk edinebilecek kadar zengindirler. Ancak 1997-1999 yılları ekonominin çok kötüleştiği, fakirliğin ve yokluğun arttığı bir dönemdir. Bu yıllar arasında malın ve mülkün değeri kalmayacaktır. Yakın geçmişte Arjantin örneğinde de görüldüğü gibi bu olay gerçekleşmiştir.

62. Ticaretin ve Yolların Kesilmesi

Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman… (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52)

Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce, milletler arasında ticaret ve yollar kesilecek, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)

Günümüzde ülkeler arasında yapılan ticari ve ekonomik iş birliği anlaşmalarına rağmen, güvenlik endişesi kimi zaman ticari faaliyetlere engel olmaktadır. Örneğin, dünyanın pek çok bölgesindeki yeraltı zenginliklerinin diğer bölgelere taşınması konusunda yaşanılan sorunların önemli bir kısmı güvenlik kaynaklıdır. Dünyanın farklı köşelerinde çatışmalar ve gerginlikler ekonomik iş birliklerini engellemekte, toplumlar arası ticari faaliyetler çok sınırlı miktarda gerçekleşebilmektedir.

63. Kazancın Azalması

Herkesin az kazançtan yakınması… Paraları için zenginlerin saygı görmesi… (Kıyamet Alametleri, s. 146)

Piyasanın durgun olması, kazançların azalması… (Kıyamet Alametleri, s. 148)

İşlerin kesad gitmesi. Herkes “satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum!” diye yakınacak. (Kıyamet Alametleri, s. 152)

Ekonomik sıkıntılar bugün pek çok ülkenin en önemli sorunlarından biridir. İnsanlar geçimlerini sağlayacak geliri elde edememekte, kimi zaman ürünlerini satacak alıcı dahi bulamamaktadırlar. Yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizlikle mücadele etmek zorunda kalan bazı ülkelerde de bu durum, toplumsal düzeni sarsmakta, kargaşaya neden olmaktadır. Arjantin’de ekonomik çöküntü nedeniyle yaşanan çatışmalar bu durumun örneklerinden biridir.

64. Milli Servetlerin Zenginler Arasında Bölüşülmesi

“… Onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı: “Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse.” (Tirmizi, Fiten: 39, (2211))

Peygamberimiz (sav)’in kıyamet alameti olarak haber verdiği bu durum günümüzde dünya genelinde yoğun olarak yaşanmaktadır. Bugün dünyanın en zengin insanları dünyadaki zenginliklerin büyük bir kısmını kontrolleri altında tutarken, milyarlarca insan da fakirlik ve açlık içinde yaşamaktadır. Yalnızca Afrika kıtasındaki milyonlarca insanın yaşadığı açlık ve sefalet tüm dünyanın gözleri önünde sürmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü 2003 senesinde yaptığı açıklamada, 2 milyar insanın günde 2 dolar, 1 milyar insanınsa yaklaşık 1 dolarla geçinmek durumunda kaldığını belirtti. Örgütün basın açıklamasında, dünyanın en yoksul yüzde 20′siyle en zengin yüzde 20′si arasındaki uçurumun, son 40 yılda iki kat derinleştiği de vurgulandı.38

Radikal gazetesinin 23 Eylül 2000 tarihli sayısında ise Forbes dergisinin en zengin 400 ABD’li listesindeki kişilerin 1.2 trilyon doları bulan servetlerinin, Türkiye’nin milli gelirinin altı katına denk geldiği açıklandı. ‘ABD’nin en zengin adamı’ unvanını uzun süre elinde tutan Microsoft Başkanı Bill Gates’in 63 milyar dolar olarak tahmin edilen servetinin, 25 milyon nüfuslu Peru’nun milli gelirinden daha fazlayken Türkiye’nin 200 milyar dolarlık milli gelirinin üçte birine tekabül ettiği bildirildi. Haberde ABD’nin en zengin dördüncü adamı Warren Buffet’ın 28 milyar doları aşan kişisel servetinin, nüfusu 2 milyondan fazla olan petrol zengini Kuveyt’in milli gelirini geride bırakırken, listede 21. sırada bulunan Ted Turner’in 9.1 milyar dolarlık servetinin 2.7 milyon nüfuslu Panama’nın milli gelirine eşit bir büyüklükte olduğu açıklandı. Ortaya çıkan tablo, ulusal ve uluslararası ölçeklerde yoksulların oranı artarken, zenginlerin giderek daha da zenginleştiğini, en zenginler listesini oluşturan 400 kişinin toplam servetinin bir yılda yüzde 20 arttığını gösteriyordu.39

Akşam gazetesinin 2 Şubat 2003 tarihli sayısında ise dünya genelinde yaşanan gelir dağılımındaki eşitsizlik şöyle ifade ediliyordu:

İnsanlığın en önemli sorunu: 2003 Dünya Kalkınma Raporu’na göre, ülkelerarası gelir eşitsizliği giderek daha da derinleşmektedir. Rapor, dünya gündemindeki en önemli kalkınma sorununun, geliri günde 2 doların altında olan üç milyar insana üretime katkı yapabileceği bir iş imkanı ve çok daha iyi bir hayat kalitesi sağlamak olduğuna işaret etmektedir. Bugün dünya barışını tehdit eden faktörlerin başında küresel yoksulluk ilk sıralarda gelmektedir.

Dünyanın durumu: Bugün en zengin 20 ülkedeki ortalama gelir, dünyanın en yoksul 20 ülkesindeki ortalama gelirin 37 katıdır. En zenginlerin yüzde 20′sinin yaşadığı gelişmiş ülkeler dünya Gayri Safi Milli Hasılası’nın (GSMH) yüzde 86′sını, ihracat pazarlarının yüzde 82′sini, tüm yabancı yatırımların yüzde 68′ini, tüm telefon hatlarının yüzde 74′ünü ellerinde bulundururken, tüm bu alanlarda en yoksul yüzde 20′nin payı ise hiçbir zaman yüzde 1.5′i geçmemektedir.

Diğer yandan en zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 10 arasındaki fark 1960 yılında 30′a 1 iken, 1990 yılında 60′a 1, 1997 yılında 74′e 1, 2000 yılında da 79′a 1 olmuştur. Aşırı yoksulluk içinde yaşayanların, yani günlük geliri bir doların altında olanların sayısı 1 milyar 200 milyonu aşmıştır.

Bugün dünyadaki en zengin 3 kişinin servetleri 600 milyon insanın yaşadığı en yoksul ülkelerin toplam GSMH’sinin üstündedir…

Dünyadaki doğal kaynakların yüzde 80′i dünya nüfusunun yüzde 16′sınca tüketilirken, dünya nüfusunun 5′te biri de sağlıklı su kaynaklarından bile mahrum bulunmaktadır. Sadece ishalden ölenlerin sayısı yılda 50 milyonu aşmaktadır. Gelişmemiş ülkelerde nüfusun büyük bölümü kırsal kesimde yaşarken, bu topraklardaki doğal kaynakların azalması sonucu bu ülkeler daha da yoksulluğa gitmektedir. O kadar ki, yoksulluk tabanının altında yaşayan ülkelerdeki kadın ve çocukların 4-5 saati yakacak odun arayarak, 4-6 saati ise su bulmak ve taşımak için zamanını harcamaktadır.”40

Bu durum Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde açıkça bildirdiği gibi bir ahir zaman alametidir. Rabbimiz’in izniyle bu, Hz. İsa (as)’ın gelişinin ve Hz. Mehdi (as)’ın açıkça zuhur edişinin çok yakın olduğunun ve insanların bu yoksulluk ve sıkıntılardan kurtulacağı Altınçağın da bir müjdecisidir. Altınçağ’da dünyanın içinde bulunduğu bu durum tamamen değişecektir. Çünkü bu dönemde Kuran ahlakı eksiksiz olarak yaşanacaktır ve Allah Kuran’da insanlara şöyle emretmiştir:

… Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikabı) pek şiddetli olandır. (Haşr Suresi, 7)

65. Depremlerin Artması

Hiç şüphesiz tarih boyunca çok az doğa olayı depremler kadar insanlığı etkilemiştir. Her an, her yerde meydana gelebilen depremler yüzyıllar boyunca çok sayıda kişinin ölümüne ve astronomik boyutlarda maddi zarara yol açmış, bu özellikleri nedeniyle insanlar için korku kaynağı olmuştur. 20. ve 21. yüzyılın teknolojik koşulları bile depremlerin verdiği hasarı ancak belirli ölçülerde engelleyebilmiştir.

Teknolojinin, kendilerine doğaya hükmetme olanağı sağlayacağı yanılgısına kapılan bazı insanlara ise daha önce belirttiğimiz gibi, 1995 Kobe depremi anlamlı bir ders vermiştir. Hatırlanacağı gibi, Japonya’nın büyük endüstri ve ulaşım merkezinde yaşanan deprem hiç beklenmedik bir zarara yol açmıştır. Bu deprem sadece 20 saniye sürmesine rağmen, Timedergisinde belirtildiğine göre, 100 milyar dolar civarında zarara neden olmuştur.41

Tüm bu olaylar Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl önce söylediği şu sözleri akıllara getirmektedir:

Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… depremler çoğalacak… (Ramuz-El Ehadis, 476/11)

Kıyametten önce iki büyük hadise vardır… ve sonra da zelzeleli yıllar. (Ramuz-El Ehadis, 187/2)

Barınacak evler, sizi taşıyacak hayvanlar bulamayacağınız günler yaklaşmıştır. Çünkü evlerinizi depremler yıkacak… (Kıyamet Alametleri, s. 146)

Anlaşmazlıklar ve sık sık depremler vaki olacak…. (Kıyamet Alametleri, s. 166)

Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine göre 1999 yılında, yeryüzünde küçük veya büyük şiddette 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde resmi açıklamalara göre tahmini olarak 22.711 insan hayatını kaybetmiştir.42

Geçmişe baktığımızda deprem sayısının çok az olduğunu görürüz. ABDJeolojik Araştırma Kurumu (USGS)’nin raporlarına göre 1556-1975 arasındaki yaklaşık 400 yılda meydana gelen 5.0 ve daha büyük şiddetteki depremlerin sayısı sadece 110′dur. Aynı kurumun açıklamasına göre, 1980-2003 yılları arasında sadece 23 sene içinde meydana gelen 6.5 ve daha büyük şiddetteki depremlerin sayısı ise 1685′tir.43 Kuşkusuz bu rakamlar Hicri 1400 yılının başından itibaren depremlerin sayısındaki artışı çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Kuran’da da deprem ile kıyamet arasındaki ilişkiye işaret eden ayetler bulunmaktadır. Kuran’ın 99. Suresi’nin adı Zelzele (büyük sarsıntı, deprem) Suresi’dir. Sekiz ayetten oluşan bu surede yerin şiddetli sarsıntısı tasvir edilmekte, bunun ardından da kıyamet günü insanların diriltilecekleri ve Allah’ın huzurunda hesap verecekleri, zerre ağırlığınca da olsa yaptıkları işlerin karşılığını alacakları anlatılmaktadır:

Yer, o şiddetli sarsıntıyla sarsıldığı,

Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı,

Ve insan: “Buna ne oluyor?” dediği zaman,

O gün (yer) haberlerini anlatacaktır.

Çünkü senin Rabbin ona vahyetmiştir.

O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük fırlayıp-çıkarlar.

Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür. (Zelzele Suresi, 1-8)

66. Yer Çökmeleri

(Kıyamet) alametlerinin ilki yer çökmeleridir… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 518)

Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgarları, yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) veya gökten taş yağmasını (kazfi) bekleyin. (Tirmizi, Fiten: 39, s. 2211; Kütüb-i Sitte, cilt 14, s. 341)

Ahir zamanda eğlencelerin ve çengilerin meydan aldığı ve içkinin de mubah addolunduğu zaman yere batma, taş yağma zuhur edecek ve insan kılığından çıkma olacaktır. (Ramuz El Ehadis, cilt 2, s. 302/8)

67. Evlerin Mezar Olması

“İnsanlara ölüm gelip evler mezar olduğu zaman halin nice olur”, buyurdu? (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 392, no. 726)

68. Rüzgar ve Kasırgalar

Kıyametten önce on alamet görmeden O, kopmayacaktır. Onuncusu, insanları denize atacak olan kasırga…

Onuncusu insanları denize atacak olan rüzgardır… (Kıyamet Alametleri, s. 288)

“Şehirlerin yok olmasına” neden olan bir diğer etken de doğal afetlerdir. Doğal afetlerin içinde bulunduğumuz çağda hem sayısal hem de büyüklük olarak arttığı istatistiksel bir gerçektir. Son on yılda baş gösteren iklim değişikliklerinin yol açtığı felaketler bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Amerika Ulusal İklimsel Veri Merkezi’nin kayıtlarına göre 1998 yılında çok sayıda iklimsel afet meydana gelmiştir.44 Örneğin gözlemciler, 1998′deki Mitch Kasırgası’nın Orta Amerika’nın tarihinde meydana gelen en kötü felaketlerden biri olduğunu belirtmişlerdir.45 26 Ekim 1998 tarihinde meydana gelen Mitch Kasırgası Honduras ve Nikaragua’da 10.000′den fazla insanın ölümüne neden olmuştur.46

Geçtiğimiz yüzyılın son yıllarında meydana gelen en önemli hava olaylarından birkaçı şöyledir:

1987 yılının Ekim ayında Güneydoğu İngiltere 1703 yılından beri meydana gelen en büyük fırtına ile karşılaştı. Fırtına nedeniyle yaklaşık 15 milyon ağaç devrildi ve ormanların büyük bir kısmı yok oldu. Yalnızca 16 insanın öldüğü fırtınada binalar büyük hasar gördü, gemiler sahile sürüklendi.47

20 Mart 1998′de Georgia’da meydana gelen tornado sebebiyle 12 kişi ölmüştür.

27 Mayıs 1997′de Teksas’ta meydana gelen tornado nedeniyle ölen kişi sayısı 27′dir.

13 Mayıs 1996′da Bangladeş’in batısında meydana gelen fırtınalarda tahminen 500 ile 1000 kişi arasında ölüm meydana gelmiştir. Aynı fırtınalar 30.000 kişinin yaralanmasına ve 100.000 kişinin evsiz kalmasına neden olmuştur.

1992′de Andrew kasırgasının neden olduğu hasar yalnızca Meksika Körfezi’nde yaklaşık olarak yarım trilyon dolardır. Andrew Kasırgası, Bahamalar’da ise yaklaşık 250 milyon dolar hasara neden olmuştur.ABD’nin doğusunda 2 milyona yakın insan kasırga nedeniyle evlerinden tahliye edilmiştir.48

Ağustos 2002′de Avrupa’nın orta ve doğu bölgelerinde etkili olan sellerde ölenlerin sayısı 114′ü bulmuştur. 21 Eylül 2003′de Güney Kore’de, son 40 yılda meydana gelen en şiddetli kasırgada ise 2 günde yaklaşık 200 kişi ölmüştür.49

Son yıllardaki kasırga, fırtına, tayfun ve hortum gibi felaketler de başta Amerika kıtası olmak üzere dünyanın birçok yerinde yıkıcı zarara neden olmuştur. Bunlara ek olarak seller de bazı yerleşim merkezlerinin sular ve çamur altında kalmasına yol açmıştır. Ayrıca depremler, volkanlar ve tsunami dalgalarının yaptığı büyük tahribatlar da unutulmamıştır. Sonuç olarak, tüm bu afetlerin “büyük şehirlerde” sebep olduğu yıkımlar önemli birer işaret olmuşlardır.

69. Şiddetli Bir Yağmurun Yağması

Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli bir yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz. (Kıyamet Almetleri, s. 253)

Gökten şiddetli yağmur yağıp taş binalar hariç bütün kerpiç evler yıkılmadıkça kıyamet kopmaz. (Ahmed b. Hanbel, Müsned 13/291, Hadis no. 7554)

İnsanların üzerine YAĞMURUN BOLLUĞU, fakat verimin azlığıyla aldatıcı yıllar gelecektir. O dönemde yalancı adam doğrulanacak, DOĞRU ADAM YALANLANACAK; HAİN ADAMA GÜVENİLECEK, GÜVENİLİR ADAM HAİNLİKLE İTHAM EDİLECEK … (İbn-i Mace: 4036)

Yoğun yağışlar nedeniyle sel felaketlerinin artması kıyametten once yaşanacak olan ahir zamanın işaretlerinden biridir. Geçtiğimiz günlerde dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen sel felaketi haberleri de içinde bulunduğumuz dönemin ahir zaman olduğunu teyit eder niteliktedir.

Peygamber Efendimiz (SAV), bundan 1400 yıl once içinde bulunduğumuz ahir zamanda artan yağışların ciddi felaketlere sebebiyet vereceğini hadislerinde bildirmiştir:

Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar fazla sayıda afet haberini hergün televizyonlarda izliyor, gazetelerde okuyoruz. Doğal afetlerin son yıllarda hem sayısal hem de büyüklük olarak arttığı istatistiksel bir gerçektir. İçinde bulunduğumuz dönemde yaşanan doğal felaketler dünyanın pekçok ülkesinde milyonlarca insanı etkilemiş ve hesaplanamayacak büyüklükte maddi hasara yol açmıştır. Son yıllarda seller nedeniyle oluşan kayıpları inceleyecek olursak ahir zamanın önemli işaretlerinden birinin gerçekleşmekte olduğunu çok açık şekilde görebiliriz.

2008 yılında Hindistan’da Haziran ile Eylül ayları arasındaki yağışlar nedeniyle oluşan sel felaketinde binden fazla kişi öldü. Pakistan’da son günlerdeki şiddetli yağışların yol açtığı sellerde 32 kişi hayatını kaybetti. Çin’de geçen yılın Mayıs ayında meydana gelen şiddetli depremin merkezi Vınçüen şehri, yoğun yağışların etkisi altında kaldı. Bazı yörelerde ciddi sel felaketi ve toprak kayması meydana geldi. Yaklaşık 1 milyon 880 bin kişinin yaşamını etkileyen bu felaketlerde 8 kişi hayatını kaybetti.

Çin’de geçen ay şiddetli yağışlar yüzünden meydana gelen sel felaketinde 7 kişi öldü, 22 kişi kayboldu. Vietnam’ın kuzeyindeki bölgelerde bu ay başında şiddetli yağışların neden olduğu sel ve toprak kaymaları sonucu 22 kişi yaşamını yitirdi, 14 kişinin kayıp olduğu bildirildi. Bazı Avrupa ülkeleri de sel felaketlerinden etkilendi. İngiltere’nin kuzey kesiminde geçen ay ve bu ay etkili olan sağanak yağış ve su baskınları hayatı olumsuz etkiledi. Çek Cumhuriyeti’nde de geçen ayın son haftasında etkili olan yağışların neden olduğu sellerde 13 kişi öldü. Şiddetli yağmur, özellikle ülkenin güney kesimini etkisi altına aldı.

2000 yılında Mozambik’te 1 milyon kişi sel yüzünden evsiz kaldı.

2002 senesinde Hindistan, Nepal ve Bangladeş’te mevsimsel muson yağmurlarının yol açtığı felaketlerde yaklaşık 1000 kişi öldü. Çin’de 2003′de şiddetli yaz yağmurlarından 2000 kişi öldü, 300 bin kişi evsiz kaldı. 1991 yılında Bangladeş’te meydana gelen sellerin sonrasında 120.000′in üstünde kişi öldü, milyonlarca kişi evsiz kaldı.

2007 yılında Asya’da seller nedeniyle 216 kişi öldü, 20 milyon kişi evsiz kaldı. 2007 yılında Kuzey Kore’de aşırı yağışların neden olduğu sel felaketinde 214 kişi öldü, 80 kişi kayboldu.

2007 yılında Meksika’da sel felaketi nedeniyle evleri yıkılan 500 bin kişi evsiz kaldı.

Hz. Mehdi (as)’ın zuhurunda çift kuyruklu bir kuyruklu yıldız çıkacak ve öyle parlak olacak ki, dolunay gibi parlayacak. Bu yıldızın çıkışından sonra öyle çok yağmur yağacak ki, büyük hasar olacak. Fakat halk bu yağmurları sevinçle karşılayacak. Çünkü bundan önceki 3 yılda hiç yağmur yağmamış olacak. (12. İmam, Murtaza Lakha, R &K Tyrell Basımevi, Londra, 1993)

ÇİFT KUYRUKLU YILDIZIN GÖRÜNMESİNİN 3 YIL ÖNCESİNDE YAŞANACAK KURAKLIK VE SONRASINDA YAŞANACAK SEL OLAYLARI:

➢ “Lulin” kuyrukluyıldızı, 24 Şubat 2009 tarihinde dünyaya en yakın noktadan geçmiştir.

➢ Aynı hadiste bildirildiği gibi, diğer yıldızlardan ayrı olarak iki adet kuyruğa sahiptir ve parlaklığı diğer yıldızlardan 6 kat daha fazladır.

➢ Hadiste belirtildiği gibi yıldızın görülmesinden önceki 3 yıl boyunca yağışlar dünya genelinde oldukça azalmış ve birçok bölgede kuraklık başgöstermişti. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nde, “İklim Değişikliği 2007″ raporuna göre 2007 ve sonrasındaki birkaç senede, yağış almayan bölgelerin daha da kuraklaşacağı ve buralarda açlık ve hastalıkların artacağı belirtilmiştir.

➢ Aynı hadiste belirtildiği gibi, 2009′un Mart ayında Dim barajının kapakları aşırı doluluktan kırılmış ve binlerce insan evlerinden tahliye edilmek durumunda bırakılmıştır. Şu anda yaşanan sel felaketleri de bu yağmur artışının bir neticesidir.

 9 EYLÜL 1979: İSTANBUL’DA BÜYÜK BİR SEL YAŞANMIŞTIR

Hz. Mehdi (a.s)’ın hadislerde bildirildiği üzere Hicri 1400, yani Miladi 1979 yılındaki zuhuruna denk gelmektedir.

“İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi etrafında toplanacaklardır.” (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)

 9 EYLÜL 2009: ŞU ANDA YAŞANAN SEL FELAKETİ

70. Yıldırımların Çoğalması

Kıyametin yaklaştığı sırada yıldırımlar o kadar çoğalacak ki, insanlar (birbirlerine şöyle) diyecekler: “Dün kime yıldırım isabet etti?” Onlar da (şöyle) cevap verecekler: “Dün falan ve filan (kimseleri) yıldırım çarptı.” (El-Hakim, Müstedrek, 4/444)

Evlerinizi depremler yıkacak, hayvanlarınızı yıldırımlar yakıp kömüre çevirecektir. (Naim bin Hammad; Geleceğin Tarihi 4, s. 69)

Hadislerde yıldırımların artmasının da kıyametin alametlerinden biri olduğu haber verilmiştir. Tam da hadiste belirtildiği gibi, yıldırım düşmesi nedeniyle can ve mal kaybının artması son yıllarda sıkça rastlanılan bir durum olmuştur. Bu kayıplar çoğu zaman haberlerde yer almaktadır. 1998 yılında Kongo’da futbol sahasına düşen yıldırım neticesinde, sahada maç yapan 11 futbolcunun ölümü bu örneklerden biridir. Benzer bir şekilde 2001 yılında Meksika’da futbol sahasına düşen yıldırım nedeniyle de 6 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunlar dışında da yıldırım düşmeleri pek çok insanın hayatını kaybetmesine ve hayvanların telef olmasına neden olmaktadır.

71. Hak Dinin ve Kuran Ahlakının Terk Edilmesi

İnsanlara bir zaman gelecektir ki Kuran-ı Kerim’in yalnız resmi, İslam’ın yalnız ismi kalacaktır. Onlar İslam’dan en uzak insanlar oldukları halde İslami isimlerle isimlenecekler, mescitleri görünüşte mamur olduğu halde hidayet yönünden harap olacaktır. (Hakim, Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 27)

İnsanlara bir zaman gelir ki Kuran-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir vadide olurlar. (Hakim, Tirmizi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s.25)

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalpleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler, çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen, sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise marufu (iyiliği) emretmez, münkeri (kötülüğü) nehyetmez (sakındırmaz) olur. (Hatib; Geleceğin Tarihi 1, s. 23)

İnsanların… bidatçıların (dinden olmayan şeyleri dindenmiş gibi gösterip kabul ettirmeye çalışanlar) görüşlerini benimseyip farkında olmadan şirk koştukları, ilmi geçim için tahsil ettikleri, dinlerini dünyalıklarına alet ettikleri bir zaman gelecektir. (Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 68)

Kıyamet alametleri ile ilgili hadisler bizlere söz konusu işaretlerin baş göstereceği dönemin ayrıntılı bir tasvirini sunmaktadır. Peygamberimiz (sav)’in yukarıdaki sözlerinden anlaşılmaktadır ki, ahir zamanın birinci safhası din ahlakının görünüşte uygulandığı, fakat gerçekte Allah’ın emrettiği Kuran ahlakının neredeyse tamamen terk edildiği bir dönemdir. Bazı kimseler tarafından apaçık olan Kuran ayetlerinin görmezlikten gelindiği, Allah adına hükümler öne sürüldüğü, dinde ayrılığa düşüldüğü, ibadetlerin gösteriş amaçlı yapıldığı, dinin çıkar ve menfaat sağlamak için araç olarak kullanıldığı bir zamandır. İmanın taklitçiliğe dayalı olması da bu dönemin bir özelliğidir. Bu devirde sözde Müslümanlar çoğunlukta, hakiki alimler ve samimi Müslümanlar ise azınlıktadır. Allah Kuran’da, Peygamberimiz (sav)’in ahiret günü kendi kavminin“Kuran’ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktığını” (Furkan Suresi, 30) söyleyeceğini bildirmektedir. Hz. Muhammed (sav), yukarıdaki hadislerinde de ahir zamanda insanların, Kuran ahlakından uzaklaşacaklarını, kendilerine Kuran’ın dışında başka rehberler edineceklerini bildirmiştir.

72. Kuran’ın Gereği Gibi Düşünülmemesi

Peygamberimiz (sav) Kuran’ın okunmasına rağmen içerdiği bilgi ve hikmet üzerine düşünülmemesinin ahir zamanın bir özelliği olduğunu şöyle ifade etmiştir:

Peygamber (sav) şöyle dedi: “İlim insanlardan alınacak.” Ziyad şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü, biz Kuran’ı okuduk ve okuyoruz, hanımlarımıza ve çocuklarımıza da okutuyoruz. Bu ilim bizden nasıl alınacak?” Peygamber şöyle buyurdu: “Yahudilerin Tevrat’ı ve Hıristiyanların İncil’i hakkında bilgin yok mudur? Onlar o kadar Tevrat ve İncil okudular, hani onlarda bundan birşey kaldı mı?” (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 483)

Bundan sonra birtakımı, Kuran okuyan fakat okudukları dillerinde kalan kalplerinde inanmayan insanların türeyeceği bir zaman gelecektir. (Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 64)

73. Müslümanların Müslüman Olmayanlara Özenmesi

(Ahir zamanda) Sizden önceki milletleri karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz, hatta onlar (Yahudi ve Hıristiyanlar) kertenkele deliğine girseler, siz de peşlerinden gireceksiniz. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 470)

“Ümmetim, kendisinden asırlar önceki (adetleri) karış karış ve teker teker almadıkça kıyamet kopmaz.” Denildi ki: “Ya Resulullah! Persler ve Rumlar gibi mi?” Buyurdu ki: “İnsanlar içinde onlar gibi olanlar da.” (Muhtasar-ı Buhari, s. 509, hadis no. 2216)

“Nefsim yed-i kudretinde olan zata yemin ederim ki siz de kendinizden önceki (Yahudi-Hıristiyan) milletlerin yoluna mutlaka uyacaksınız.” (Tirmizi)

Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde, ahir zamanda Müslüman toplumların Müslüman olmayan toplumlara özenecekleri, onlara benzemeye çalışacakları ifade edilmiştir. Bu hadisin, bazı Müslüman toplumlar içinde din ahlakına uygun olmayan ideoloji ve akımların yaygınlaşmasına işaret ediyor olması muhtemeldir. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından, başta bazı Arap ülkeleri olmak üzere, İslam dünyasında radikal milliyetçilik akımlarının yaygınlaşması bu durumun örneklerinden biridir. Radikal milliyetçilik, diğer milletleri adeta düşman olarak gören, kendi milletine olan sevgisini ve bağlılığını (ki aslında bu son derece meşru bir duygudur) diğer milletlere zarar verme aşamasına getiren ve din ahlakına uygun olmayan bir akımdır. Saldırgan bir ideolojidir. Oysa Kuran ahlakı insanların birbirlerine ırklarına, soylarına veya maddi birtakım imkanlarına göre değil, imanına ve Allah korkusuna göre değer vermeyi, sevgi duymayı ve saygı göstermeyi gerektirir. İman edenler, hangi ırk veya milletten olursa olsun birbirlerinin kardeşidirler ve bu bilinçle dayanışma içinde olmalıdırlar.

İslam dünyasına giren Batı kaynaklı ideolojiler radikal milliyetçilik ile sınırlı değildir. 20. yüzyılın başında Batı’da gelişen başka din ahlakına uygun olmayan akımlar da, İslam ülkelerindeki bazı kişiler tarafından İslam dünyasına sokulmuş, yeterince eğitimli olmayan birtakım Müslümanlar körü körüne bu akımların yanılgılarına kapılmışlardır. Bu durum İslam dünyasının büyük bir bölümünde yarım asırdan uzun bir süredir devam eden istikrarsızlık ve kargaşanın da temel nedenlerinden biridir. Allah’ın izniyle, Hz. İsa (as) ikinci kez dünyaya geldiğinde bu ortam tamamen değişecek, tüm Müslümanlar yalnızca Kuran’ı ve sünneti rehber edinecek, gerçek din ahlakının gereği olan huzur, istikrar ve güveni yaşayacaklardır.

74. Kuran’dan Uzaklaştıran Fitneler

Enam Suresi’nin 26. ayetinde insanları “Kuran’dan alıkoyanlara” dikkat çekilmektedir. Hadislerden de sapkın fikir akımlarının, hak ve hakikatten uzak sistemlerin kıyamet öncesinde, insanları Allah’ın yolundan saptıracak büyük fitneler meydana getireceği anlaşılmaktadır.

Kıyamet önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır. (Ramuz-El Ehadis, 121/5)

Kıyamete yakın karanlık gecelerin parçaları gibi karışıklıklar olacaktır. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak, mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır. (Kur’an ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, s. 155)

75. İslam Ahlakından Uzaklaştıran Propagandalar

… “O devirde halkı cehennem kapılarına çağıracak olan birtakım davetçiler (propagandacı çığırtkanlar) olacaktır. Her kim o çığırtkanların davetine icabet ederse onu cehenneme atacaklar.” “Ya Resulullah, o davetçiler zümresinin vasıflarını bize beyan etseniz,” “Peki edeyim, onlar bizim milletimizden olup bizim dilimizle konuşan bir zümredir”, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 382, no. 698)

Kör ve sağır (yani insanları, doğru olanı görmesinden kör, hak olan sözü duymasından sağır eden) büyük bir fitne, ulu bir bela vardır. Fitnenin içinde de halkı cehennem kapılarına doğru çağıran birtakım davetçiler (propagandacılar ve çığırtkanlar) da vardır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 380, no. 696)

Yakın gelecekte kör, sağır ve dilsiz (yani insanları kör) edip doğruyu göstermeyen, sağır edip hak olanı duyurmayan ve dilsiz (edip) hak sözleri konuşturmayan birtakım korkunç fitneler olacaktır… Fitne hengamesinde dilin fitneye karışması ve propaganda yapması kılıç darbesi gibi onun yayılmasını sağlar. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 390, no. 720)

Hadislerde görüldüğü gibi Peygamberimiz (sav) ahir zamanda dinsizlik ve ahlaksızlık propagandası yapan insanlar olacağını haber vermiştir. Günümüzde ülkelerin bir kısmının ahlaki ve sosyal yapısına baktığımızda bu haberin gerçekleştiğini açıkça görmekteyiz. Özellikle gelişen iletişim araçları ile günümüzde yoğun şekilde yürütülen bu propaganda birçok insanı din ahlakından uzaklaştırabilmektedir.

Ayrıca bahsedilen fitnenin sağır edip duyurmaması ve konuşturmaması pek çok ülkede iktidarda olan baskıcı rejimleri de akla getirmektedir. Bu rejimler fikir ve düşünce özgürlüğünü baskı altına almakta, insanların düşüncelerini, inançlarını diledikleri gibi ifade etmelerini engellemektedirler. Özellikle bazı Arap ve Afrika ülkelerinde, Müslümanların düşüncelerini özgürce ifade edememeleri, inançlı oldukları için baskı altına alınmaları bu durumun örnekleridir.

76. İkiyüzlü ve Sahtekar Din Adamları

Ahir zamanda alim olarak kabul edilen bazı insanların gerçekte ikiyüzlü ve sahtekar olduklarını, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle haber vermiştir:

Ahir zamanda kurt okuyucular olacak. Kim o zamana yetişirse, şerlerinden Allah’a sığınsın. Onlar çok kirli insanlardır. Riyakarlık (ikiyüzlülük) hakim olacak, riya (ikiyüzlülük) ve gösterişten utanılmayacak. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 470)

Alimler ilmi sırf para kazanmak için öğrendiğinde… dini dünyalık karşılığında sattıklarında… hükmü sattıklarında… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

Ahir zamanda öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır. (Tirmizi, Zühd: 60)

Mescidlerin içinde fısk-u fücur ehlinin (Allah’a isyan içinde olanlar, günah işleyenler) seslerinin yükselmesi, dinen yasak olan şeyleri işleyenlerin, dinin emrettiklerini yerine getiren samimi müminler üzerine galip olup onlara tahakküm etmeleridir, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 450, no. 828)

Nihayet cahil birtakım insanlar kalır da kendilerine (dini meseleler) sorulunca, onlar ilimleri olmadığı halde kendi fikirleri ile fetva verirler de hem kendileri sapıklığa düşerler hem de halkı saptırırlar. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.463, no. 850)

Yazık ümmetime kötü ulemadan dolayı! Bunlar ilmi ticaret vasıtası edinirler. Zamanlarının emirlerine sokulmak suretiyle kendilerine kazanç temin ederler. (Hatim; Geleceğin Tarihi 1, s. 27)

İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kuran okur, ibadete çalışırlar ve ehli bidatle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar, kör deccalin avanesi olacaklardır. (Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, s. 27)

İslam dinine gereken saygı ve özeni göstermeyen, dini, kendi menfaatleri doğrultusunda araç olarak kullanmaktan çekinmeyen birtakım insanların durumu da şu şekilde anlatılmıştır:

Ümmetimin son zamanlarında mescitlerini süsleyip kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen birtakım insanlar türeyecektir. (Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 27)

77. Siyaset Adamlarındaki Dejenerasyon

Ahir zamanda, zalim emirler, fasık bakanlar, hain kadılar, yalancı hocalar olacaktır. Bunlara herhangi biri yetişirse onların yanında müttefik olmasın, yardımcı olmasın, yön veren olmasın… (Risalet-ül huruc-ül Mehdi, s. 182)

Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza birtakım amirler ve devlet başkanları gelecek de onlar, (devlet hazinesinden yardıma ihtiyacı olan) sizlere vermedikleri (hakları olmadığı halde) kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklardır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 380, no. 697)

Yakında başınıza bazı emirler gelecek. Rızıklarınıza el koyacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar. Lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar… (Bagavi, Tabarani; Geleceğin Tarihi 1, s. 43)

İslam’ın usulleri teker teker bozulacak ve halkı delalete düşürücü hükümet adamları çıkacak… (Hakim; Geleceğin Tarihi 1, s. 57)

Ahir zamanın önemli özelliklerinden biri de acımasız, zalim ve halkını felaketlere sürükleyen liderlerin yönetime gelmesidir. 20. yüzyıl bu tarz lider ve yöneticilerin örnekleri ile doludur. Din ahlakına uygun olmayan ideolojileri benimseyen bu kimseler, hem kendi halklarına yaptıkları zulüm hem de neden oldukları savaş ve çatışmalar nedeniyle diğer toplumlara getirdikleri belalar ile ünlenmişlerdir. Hadiste de bu duruma dikkat çekilmektedir.

Çin’in komünist diktatörü Mao, yalnızca kendisine muhalif oldukları için binlerce vatandaşını katletmiş, yönetimi boyunca milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur.

Mussolini, faşist ideolojisinin etkisiyle ülkesini II. Dünya Savaşı’nın içine sürükleyerek halkına büyük felaket getirmiştir.

Mobutu, tarihe Afrika kıtasının en acımasız diktatörlerinden biri olarak geçmiştir.

78. “İyiliği Emretme, Kötülükten Men Etme” İbadetinin Terki

İyilik terk edilip emredilmediğinde, kötülük işlenip alıkonulmadığında… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

Kıyamet yaklaşır, hayırlı işler azalır. (Kıyamet Alametleri, s. 264)

Allah, “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle insanlara iyiliği emretme ve kötülükten men etme ibadetini farz kılmıştır. İyiliğin tavsiye edilmesi ve kötülüğün önlenmesinin Allah’ın önemli bir emri olduğu bilindiği halde yapılmaması da kıyametin bir alametidir. Aynı zamanda kıyamet öncesi gerçekleşecek olan büyük olayların habercisi olarak, Hz. İsa (as)’ın gelişinin yaklaştığının da bir göstergesidir.

79. Maruf (İyilik, Doğruluk) ile Münker (Kötülük)ün Birbiriyle Karıştırılması

(Peygamber (sav):) “Emr-i bi’l-ma’rufta (iyiliği emretme) bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker (kötülükten men etme) yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. “Yani bu olacak mı?” dediler. “Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “Münkeri (kötülüğü) emredip, ma’rufu (iyiliği) yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “Ey Allah’ın Resûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “Ma’rufu münker , münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (Yanındaki Ashab:) “Ey Allah’ın Resûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “Evet, olacak!” buyurdular. (Ebu Ya’lâ, Müsned; Taberâni, el-Mu’cemu’l-Evsat; Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, 7, 281)

Hadiste bildirildiği gibi günümüzde din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda doğru ile yanlış tamamen birbirine karıştırılmıştır. İnsanlar doğru olanı yaptıkları, güzel ahlak gösterdikleri için “saf” olarak değerlendirilmekte, kendi çıkarları uğruna başkalarının haklarını çiğneyenler “zeki ve becerikli” insanlar olarak yorumlanmaktadırlar. Kuran ahlakına tamamen zıt olan bu durum günümüzde birçok toplumda kesin bir anlayış olarak yerleşmiştir.

80. Yakınlarının, Kişiyi Kötülüğe Teşvik Etmesi

Kişinin helakı ebeveyninin elinde, o yoksa karısının elinde, o da yoksa akrabasının elinde olacak. Şöyle; onu geçim sıkıntısı yüzünden ayıplayacaklar, takat getiremediği işlere sürecekler, nihayet o dayanamayarak karanlık ve tehlikeli işleri yapacak ve helak olup gidecek. (Ebu Naim; Geleceğin Tarihi 1, s. 29)

81. Gerçek Müminlerin Sayıca Çok Az Olması

Peygamberimiz (sav)’in verdiği bir haber de ahir zamanda gerçek müminlerin neredeyse yok denecek kadar az sayıda olmasıdır:

İnsanlara bir zaman gelir ki camilerinde toplanıp namaz kılarlar. Fakat aralarında mümin bulunmaz. (Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 19)

82. Cami ve Mescitlerin Farklı Amaçlarla Kullanılması

Cami ve mescitlerin sadece yol olarak kullanılan mekanlara dönüşmesinin ahir zamanın işaretlerinden biri olduğu aşağıdaki hadiste haber verilmektedir:

Mescitler namaz kılınmayıp gelip geçilen bir yol haline geldiği… bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz. (Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 87)

İnsanlar mescitler hususunda öğünmedikçe kıyamet kopmaz. (Ahmet b. Hanbel, Ebu Davud, İbni Mace)

83. Kuran’ı Menfaat İçin Okuyanların Çıkması

Ahir zamanda Kuran’ı Allah’ın rızasını kazanmak için değil de kazanç elde etmek için okuyan birtakım insanların da ortaya çıkacağı hadiste şöyle dile getirilmiştir:

Kim Kuran okursa (mükafatını) Allah’tan istesin. Zira son zamanlarda Kuran okuyup (mükafatını) insanlardan isteyen birtakım insanlar türeyecektir. (Tirmizi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 12)

Alimleriniz, altın ve gümüş paralarınızı almak için okudukları zaman, Kuran’ı ticaret için edindiğiniz zaman kıyamet yaklaşmış demektir. (Kıyamet Alametleri, s.141)

Kuran’ın amacından farklı şekillerde okunması da bir işarettir:

Kuran-ı Kerim’in şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu, hatta kişi alim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar gördüğü zaman… (Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 33)

84. Yıldız Falına İnanılması ve Kaderin Yalanlanması

Müslüman olarak tanınan bazı şahısların yanlış bir kader anlayışına sahip olmaları, bazılarının da yıldızların geleceğe dair haber verdiğine inanmaları ahir zamanın göstergelerindendir:

Ahir zamanda ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum: yıldızlara (inanmak), kaderi yalanlamak… (Ramuz-El Ehadis, 1/1540)

85. Haccın Allah’ın Rızası Dışında Amaçlarla da Yapılması

Hac ibadetinin yapılış amacının gezmek, ticaret yapmak, gösteriş yapmak veya dilenmek olması ahir zamanın bir diğer belirtisidir:

İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki zenginler tenezzüh (seyahat) için, orta halliler ticaret için, onların kurraları (alimleri) riya ve gösteriş için, fakirleri ise dilenmek için hac ederler. (Ramuz-El Ehadis, 503/8)

86. İnsanların Nefsani Tutkularına Önem Vermeleri

İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kaygıları kursakları, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüş olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve Allah yanında onların nasipleri yoktur. (Sülemi; Geleceğin Tarihi 1, s.19)

Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: “Kıyamet alametlerinden biri, … nefsinin arzularına meyletmektir… İnsanlar namazı terk edecekler ve şehvetlerine tabi olacaklardır.” (Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s. 146-147)

87. Sosyal Bozulma

“… İnsanların ihtilaf ve içtimai (sosyal) sarsıntılar içinde bulundukları zaman… ” (Ramuz-El Ehadis, 7/7)

Günümüz insanlarının karşı karşıya oldukları önemli bir sorun, sosyal yapılardaki bozulmalardır. Toplumsal çöküş değişik şekillerde kendini göstermektedir. Dağılmış aileler, boşanmalardaki artış ve gayrimeşru çocuklar aile kurumundaki tahribatın doğal sonuçlarındandır. Stres, huzursuzluk, mutsuzluk, endişe ve kaos pek çok insanın hayatını adeta bir kabusa dönüştürmektedir. Manevi boşluk içindeki insanlar bunalımlarına çare ararlarken alkol ve uyuşturucu bataklığına düşmekte veya karanlık yollara girmektedirler. Çözüm yolu kalmadığını düşünen bazıları da intiharı bir kurtuluş zannetmektedirler.

Toplumsal yozlaşmanın en çarpıcı göstergelerinden birisi de yasalara aykırı davranışlardaki büyük artıştır. Suç oranlarındaki artış son derece büyük boyutlara ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler Uluslararası Suç Önleme Merkezi’nin hazırladığı “Evrensel Suç ve Adalet Raporu” tüm dünya ülkelerini kapsayan şu genellemeleri içermektedir:

Ortalama olarak, suç oranları 1980′lerde olduğu gibi, 1990′larda da yükselmeye devam etmektedir.

Dünyanın neresi olursa olsun, beş yıllık bir periyotta, büyük şehirlerin sakinlerinin üçte ikisi en az bir kere suç sayılan fiillerin hedefi olmaktadır.

Evrensel olarak ciddi suçlara hedef olma olasılığı (soygun, cinsel suçlar, saldırı) beşte birdir.

Bölge ayrımı olmaksızın, gençler kategorisindeki mülkiyete yönelik suçlar ve şiddet suçlarının her ikisi de ekonomik problemler ile ilgilidir.

Son yıllarda yasa dışı uyuşturucu madde türleri sayıca artmış ve nitelik olarak da çeşitlenmiştir.50

Böyle bir sosyolojik gelişmenin nedenleri Kuran’daki geçmiş toplumların kıssalarında açıkça anlatılmaktadır. Sosyal dejenerasyon ve buna bağlı olarak ortaya çıkan her türlü sorun, insanların Allah’ı ve yaratılış amaçlarını unutmalarının, hak dinden ve manevi değerlerden uzaklaşmalarının kaçınılmaz bir sonucudur.

Toplumsal bozulmanın unsurları aynı zamanda Peygamberimiz (sav)’in on dört yüzyıl önce haber verdiği, günümüzde de bir bir ortaya çıkan gelişmelerdir. Hz. Muhammed (sav) ahir zamanı, “insanların ihtilaf ve içtimai (sosyal) sarsıntılar içinde bulundukları zaman” (Ramuz-El Ehadis, 7/7) olarak tanımlamıştır.

88. Haine İtimat Edilmesi, Doğruların Hain Sayılması

İnsanlar üzerine aldatıcı seneler gelecek. O senelerde… haine itimat edilecek, doğru kişi hain sayılacak. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 476)

Kötülerin çoğaldıkça çoğalması, yalancıların doğru kabul edilip… kıyamet alametlerindendir. (Beyhaki, İbn-i Neccar; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 107)

Dünyada alçak oğlu alçak kimseler insanların en mutlusu oluncaya kadar kıyamet kopmayacaktır. (Tirmizi, Fiten: 37)

Yalancının doğrulanması, doğrunun yalanlanması kıyamet alametlerindendir. (Kıyamet Alametleri, s. 137)

Yalancı, doğru kabul edilecek ve doğru söyleyen ise, tekzib edilecektir. Haine güvenilecek ve güvenilir olana ise, hain muamelesi yapılacaktır… İşte o zaman yalan yaygınlaşacak… (Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s. 146-147)

Kıyametin önü sıra hilekar seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. (İbni Asakir; Geleceğin Tarihi 1, s. 40)

Ehil olmayanın malik olması, yaramayanın makama getirilmesi, yarayanın saf dışı edilmesi de kıyamet alametlerindendir. (Naim bin Hammad; Geleceğin Tarihi 1, s. 41)

Hadislerden anlaşılmaktadır ki, toplumda kötü insanların çoğalması, güvenilir kabul edilen bazı insanların gerçekte yalancı, yalancı olduğu iddia edilen bazılarının da gerçekte güvenilir kişiler olması ahir zamanın bir özelliğidir.

89. Güvenilir İnsanların Azalması

Hz. İsa (as)’ın gelişinden önceki dönemde Kuran ahlakına ve kanunlara uygun şekilde elde edilmiş kazanç ile güvenilir insanların az bulunacağı hadiste şöyle belirtilmiştir:

Ahir zamanda ümmetim içerisinde en az bulunacak şey helal para ve kendisine güvenilir arkadaştır. (Suyuti, Camiü’s-Sagir, 2/71)

İyi insanlar birer birer gidecek, geriye arpa ve hurmanın yaramazı gibi yaramaz insanlar kalacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 137)

90. Emanet Ehli İnsanların Azalması

Kıyamete yakın dönemde emanet ehli insanların azalacağı, insanların kendilerine emanet olarak verilenlere el koyup harcayacakları da hadislerle haber verilmiştir:

Ganimet belirli kişilerin inhısarında (idaresinde) olduğu, emanet ganimet sayıldığı, zekat ağır bir yük kabul edildiği zaman… (Kıyamet Alametleri, s. 114)

Emanetin ganimet, zekatın da (altından zor kalkılacak) bir borç olarak ittihaz (kabul) edilmesi… (Kıyamet Alametleri, s. 139)

İnsanları sözlerini ve vaadlerini bozmuş, emanetleri hafife almış bir halde gördüğün zaman… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 378, no. 690)

91. Zekatın Terk Edilmesi

Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. (Tirmizi, Fiten: 39, 2211)

O zaman zekat, ceza olarak ve harac da, ganimet olarak zorla alınacaktır. (Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s. 146-147)

Fakirlerin ve ihtiyaç içinde olanların korunup kollanması din ahlakının gereklerinden biridir. Allah iman edenlere, ihtiyaç içinde olanlara sadaka vermeyi, onların ihtiyaçlarını karşılayıp gidermeyi ve onları koruyup gözetmeyi emretmiştir. Din ahlakının yaşandığı toplumlarda, bu ahlakın gereği olan sosyal yardımlaşma yaşandığı için fakirlik sorunu doğal olarak ortadan kalkar. Ahir zamanda ise insanların din ahlakından uzaklaşmalarının neticelerinden biri olarak, zekat ve sadaka vermek neredeyse tamamen ortadan kalkar.

92. Namaz İbadetinin Terk Edilmesi

Hz. Huzeyfe’nin anlattığına göre, Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Ey Huzeyfe! O günde onlar Ridde (dinden çıkmak) üzere olacaklardır… namaz da kılmayacaklardır.” (Ukayli, En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal)

Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: “Kıyamet alametlerinden biri, namazın terk edilmesidir… İşte o zaman ya Selman! Dinsizliğin en fenası ve günahların en kötüsü meydana gelecektir. İnsanlar namazı terk edecekler ve şehvetlerine tabi olacaklardır. Eğer siz onlara erişirseniz, namazlarınızı vaktinde kılınız.” (Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s. 146-147)

İnsanlar öyle bir zamanla karşı karşıya kalacaklar ki, namaz terk edilecek, yapılar uzanacak, yemin ve lanetleşmeler çok olacak, rüşvet ve zina alabildiğine yayılacak, ahiret dünyaya değişilecek…. (Kıyamet Alametleri, s. 157)

93. Yalancı Şahitlik ve İftiranın Yaygınlaşması

Gerçek şahitliğin gizlenmesi, yalancı şahitliğin ve iftiranın ise yaygınlaşması önemli kıyamet alametlerinden biridir. Aslında bu durum, insanların din ahlakından uzaklaşmalarının neticelerindendir. Din ahlakı insanların koşullar ne olursa olsun dürüst olmalarını, kendi aleyhlerine bile olsa adil davranmalarını gerektirmektedir. Din ahlakından uzak, ahirette sorguya çekileceğinin bilincinde olmayan insanlar ise, menfaatleri gerektirdiğinde kolayca yalan söyleyebilir, bir başkası hakkında yalancı şahitlikte bulunabilirler. Böyle kişilerin sayısının artması ise, Hz. İsa (as)’ın gelmesinden önceki dönemin özelliklerindendir:

Kıyametten hemen önce… yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka şahitlik ise gizlenir. (Ramuz-El Ehadis, 1/121)

İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 450)

94. Ehil Olmayan Kişilere Sorumluluk Verilmesi

Sorumluluğun işin ehli olmayanlara verilmesinin sonuçları da aşağıdaki hadiste şöyle vurgulanmaktadır:

İş ehil olmayana verilince, artık kıyameti bekle! (Zebidi, Tecridi Sarih, 12/201)

95. Üstünlüğün Takvada Değil Zenginlikte Aranması

Toplumdaki tek üstünlük kriterinin zenginlik olması ve insanlara zenginliklerine bağlı olarak saygı gösterilmesi de kıyamet alameti olarak bildirilmiştir:

Zengine itibar edilip kendinden daha üstün kişiler ona ayağa kalktıklarında ve ona selam verdiklerinde… kıyamet yaklaşmış demektir. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480-481)

Kıyamet alametlerinden biri, … mal sahibine (malından dolayı) ta’zim (hürmet) etmektir. (Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s. 146-147)

96. İnsani İlişkilerin Bozulması

İnsanlar arasındaki sosyal ilişkilerin bozulmasının da bir işaret olduğu hadislerdeki tasvirlerden anlaşılmaktadır:

Kişinin yalnız tanıdıklarına selam vermesi… kıyamet alametlerindendir. (Ramuz-El Ehadis, 121/4)

Kalpler birbirine yabancı olmadan, sözler birbirinden ayrılmadan, ana baba bir, kardeşler farklı dinlerden olmadan kıyamet kopmaz. (Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, s. 32)

Selam halka değil de özel insanlara verilinceye… kadar kıyamet kopmaz. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 470)

Akraba ile bağları kesmek ve kötü komşuluk kıyamet alametlerindendir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 11/90, Hadis no: 6872)

97. Hayvanlara İnsanlardan Çok Değer Veren Kişiler

Kıyamet yaklaşınca kişi köpek yavrusu yetiştirecek. Bu işi kendi öz çocuğunu yetiştirmekten ona daha iyi gelecek. (Taberani, Hakim)

Hayvanları sevmek, Allah’ın onlarda yarattığı güzelliklere karşı hayranlık ve şefkat duymak elbette güzel bir özelliktir. Ancak Peygamberimiz (sav)’in yukarıdaki hadiste haber verdiği olay, ahir zamanda insan sevgisinin unutulup yerini hayvan sevgisinin almasıdır. Elbette bu son derece çarpık bir bakış açısıdır.

98. Ailevi İlişkilerin Bozulması

Aile, akraba ve komşuluk ilişkilerinin bozulması, fertler arasındaki sosyal ve manevi değerlerin kaybolması bu dönemin başka bir özelliğidir:

Kişinin annesine isyan etmesi, babasına sıkıntı vermesi… (Tirmizi, Fiten: 38)

Kıyametten hemen önce… akraba ile ilişkiler kesilir. (Ramuz-El Ehadis, 448/7)

Kıyamet alametleri, birbirlerine çirkin sözler söylemek, akraba ile alakayı kesmek, emin kişiyi hain saymak, haine güvenmek (den ibarettir).” (Kıyamet Alametleri, s. 136-137)

99. İnsanlar Arasında Sevgi ve Saygının Azalması

Gençlerin sinirli olmaları, çocuklar ile yetişkin insanlar arasındaki sevgi ve saygı ilişkilerinin bozulması hadislerde şöyle anlatılmıştır:

Büyükler küçüklere merhamet etmediklerinde, küçükler de büyüklerine saygı göstermediklerinde… çocuk öfkeli olduğunda… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

Büyüğe saygı, küçüğe merhamet kalkacak. (Kıyamet Alametleri, s. 140)

100. Aile Kurumunun Zayıflaması

Hadisler göstermektedir ki, aile kurumundaki bozulmaya bağlı olarak boşanmaların ve evlilik dışı çocukların çoğalması ahir zaman toplumlarının bir niteliğidir.

Boşanmaların çoğalması… kıyamet alametlerindendir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 455)

Kıyamet yaklaşınca… gayri meşru çocuklar çoğalır. (Ramuz-El Ehadis, 33/7)

101. Dünya Hırsının Artması

Materyalist felsefe ve dünya görüşlerinin etkisiyle insanların ahireti unutmaları, dünyaya büyük bir hırsla bağlanmaları kıyamet öncesindeki dönemin bir vasfıdır:

İnsanlarda cimrilik ve hırs artacak. (Müslim, İmare: 176)

Kıyamet yaklaştı. Halbuki insanlar dünyaya karşı ancak hırslarını artırıyorlar, Allah’tan da uzaklaşıyorlar. (Suyuti, Camiü’s-Sagir, 2/57)

102. Riyakarlık ve Gösterişin Hakim Olması

… O günde riyakarlıktan utanılmayacak ve çekinilmeyecek. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 458, no. 835)

Riyakarlık (ikiyüzlülük) hakim olacak, riya (ikiyüzlülük) ve gösterişten utanılmayacak. (Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 470)

103. Kaba Söz ve Küfrün Yaygınlaşması

Ahir zaman birbirlerine kaba söz ve küfürlerle hitap eden insanların sayıca artacağı bir dönemdir. Bu durum hadislerde şöyle ifade edilmiştir:

Son zamanlarda türeyen, birbirleriyle karşılaştıkları zaman selamları lanetleşmeden ibaret olan sarhoş ve asi bir nesil… (Ahmed bin Hanbel, Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 54)

Şu üç şeyle karşılaşmadıkça ümmet güzel bir yol üzere olacaktır: İyilik kalkmadıkça, ahlaksız çocuklar çoğalmadıkça, aralarında Essekkarun zahir olmadıkça… Dediler ki: “Essekkarun nedir?” Cevap verdiler: “Ahir zamanda gelecek bir nesildir ki, aralarındaki selamları birbirlerine sövüp saymak olacaktır.” (Kıyamet Alametleri, s. 141-142)

104. Sahtekarlık ve Rüşvetin Artması

Ahir zamanda sık karşılaşılan bir durum da ticaret hayatında sahtekarlığın ve rüşvetin olağan hale gelmesidir:

Benden sonra ümmetim içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helali aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kur’an’a bedel tutulacak. (Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, s. 50)

Kıyamet yaklaşınca… ölçü ve tartılarda hile yapılır. (Ramuz-El Ehadis, 33/7)

Tartı ve ölçülerde hile yapıldığı zaman. (Kıyamet Alametleri, s. 139)

Rüşvetlerin alınması… kıyamet alametlerindendir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 454)

105. Dedikodu ve Alayın Artması

Bu dönemin başka bir özelliği de dedikodu ve alayın büyük rağbet görmesidir:

Kıyamet yaklaşınca… o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk yapanlardır. (Taberani, Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 111)

… Koğucuların, gıybetçilerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir. (Beyhaki, İbn-i Neccar; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 107)

İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir kavmin içinde oturacak da, kendisini dile alacaklar korkusuyla kalkamayacak. (Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, s. 30)

Oysa Allah, dedikodu ve alayın kötü ahlak özellikleri olduğunu bildirmiş ve iman edenlere bunlardan sakınmalarını emretmiştir. Ayetlerde şöyle buyurulur:

Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar… Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının… (Hucurat Suresi, 11-12)

106. Kimi Gençlerin Din Ahlakından Uzaklaşması

Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Kütüb-ü Sitte, hadis no: 4752; Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid’de kaydetmiştir (7, 281))

Gençlerin din ahlakından uzaklaşmaları ahir zaman özelliklerindendir. Telkine ve yönlendirmeye daha açık olan genç insanlar, kolaylıkla din ahlakına uygun olmayan akımların etkisi altına girebilmekte ya da son derece dejenere bir hayata yönelebilmektedirler. Bunun temelinde gerçek din ahlakının insanlara gereği gibi öğretilmiyor olması vardır. Bazı Batı ülkelerinde veya uzun yıllar komünist rejimle yönetilmiş ülkelerde bu durum daha açık olarak görülmektedir.

107. Ahlaki Çöküş

İçinde bulunduğumuz zamanda toplumların sosyal yapılarını tehdit eden çok büyük bir tehlike söz konusudur. Bu tehlike insan bedenini ölüme götüren virüslere benzer şekilde sinsi bir faaliyet göstererek toplumları yıkıma sürüklemektedir. Bu, bir insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.

Ahir zamanda ahlaki çöküşün yaygınlaşacağı Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden anlaşılmaktadır. Fuhşun açıkça yapılmasının bir kıyamet alameti olduğunu Peygamberimiz (sav) bir hadiste şöyle belirtmiştir:

Fuhuş açık olmadan… kıyamet kopmaz. (Ramuz-El Ehadis, 91/7)

Günümüzde de eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı cinselliğin, cinsel suçların, tecavüz vakalarının ve cinsel hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli göstergeleridir.

Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya kamuoyunun gündemindedir. Bazı insanlar çevrelerinde olup bitenlerin, tehlikenin boyutlarının farkında değildirler veya bu olayları sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirme gafletine düşmektedirler. Ancak istatistikler tehlikenin boyutlarının görülmemiş bir şekilde her geçen gün büyüdüğünü göstermektedir.

Cinsel hastalık oranları insanlığın önündeki sorunların büyüklüğünü gözler önüne seren önemli bir kriterdir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) kayıtlarına göre, cinsel yoldan bulaşan hastalıklar en çok rastlanan hastalık gruplarından birini oluşturmaktadır; 1997 yılı raporları her yıl tahmini olarak 333 milyon yeni vakanın meydana geldiğini göstermekteydi.51Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir sorun olma konumunu korumaktadır. WHO 2000 yılı istatistikleri o döneme kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktaydı.52 Dünya Sağlık Örgütü’nün AIDS ile ilgili 2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu özetlemektedir: “AIDS sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki yıkıcı etkisiyle benzersizdir.”53

Düşündürücü gelişmeler arasında eşcinselliğin yayılışı da oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin bazı ülkelerde resmi olarak evlenebilmeleri, evliliğin getirmiş olduğu sosyal haklardan istifade edebilmeleri, dernek ve partiler kurmaları, dünya çapında yapılanmaları, kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini değerlere savaş açmaları, Peygamberimiz (sav)’in döneminden bu yana geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza mahsus olaylardır.

Ahir zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu tasvir eden hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla ortaya çıktığı açık bir gerçektir. Bu da bizlere bir kez daha, Allah’ın izniyle, Hz. İsa (as)’ın yeniden dünyaya gelişinin oldukça yakın olduğunu hatırlatmaktadır.

108. Zinanın Artması

Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin yaygınlaşmasının da kıyametin yani Hz. İsa (as)’ın gelişinin bir işareti olduğu Peygamberimiz (sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:

Zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir. (Buhari, Tecrid: 1/16)

Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun zayıflaması ise hadislerde şöyle tasvir edilmiştir:

Kıyamet yaklaşınca… kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak kadar haya ortadan kalkar. (Taberani, Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 111)

Zina çocukları çoğalacak. O kadar ki kişi sokak ortasında kadınla zina edecek. (Kıyamet Alametleri, s. 140)

Bir zaman gelecek kadınla yolun ortasında zina yapılacak. Kimse buna itiraz etmeyecek. (Kıyamet Alametleri, s. 142)

Son dönemde herkesin gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş yapmakta olan insanlara, gazete ve televizyon haberlerinde sıkça rastlanmaktadır. Burada, hadiste kıyamet alameti olarak belirtilen bir olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya çıkmakta ve pek çok insan bu gerçeğe şahit olmaktadır.

109. Eşcinselliğin Kabul Görmesi

Hadisler göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli bir belirtisidir:

Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 451)

Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ramuz-El Ehadis, 448/8; Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480)

110. Salgın Hastalıklar

Veba gibi salgın hastalıklar, yani koyun (davar) kıran denilen hayvan hastalığı ki, o siz yakalayacak… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 417, no. 761)

“Ey Malik oğlu Avf! Kıyamet öncesi altı (alamet) sayayım mı?” Dedim ki: “Onlar nelerdir ya Resulullah?” O da şöyle buyurdu: “… Sizin aranızda kolera ve şarbon gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır.” (Sahih-i Buhari; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s. 147)

Salgın hastalıklar dönem dönem tüm dünyada insanlar arasında etkili olmuştur. Ancak günümüzdeki hastalıkların, geçmiştekilerle karşılaştırıldığında, çok daha hızlı yaygınlaştıkları görülmektedir. Geçmişte sadece belirli bölgelerde etkili olan hastalıklar, günümüzde ulaşımın kazandığı hız oranında birçok ülkeye bir anda yayılabilmektedir.

Ayrıca günümüzde sık sık yeni ve bilinmeyen salgın hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Son 20-30 yıl içinde en çok duyulan salgın hastalıklardan birkaçı AIDS, Sars, Ebola, Deli dana gibi hastalıklardır. Bunların insanlar için ne kadar büyük tehlike oluşturdukları çok iyi bilinmektedir.

2002-2003 yıllarında salgın hastalıkların tehlikeleri ile ilgili basın-yayın organlarında yer alan haberlerden sadece birkaçı şöyledir:

Etiyopya’da sıtma salgını: 4200 ölü

Yerel yetkililer, Mayıs-Ağustos ayları arasında bataklıklarda sivrisineklerin çoğalmasıyla ortaya çıkan sıtma salgınında 4200 kişinin öldüğünü kaydettiler. (10.09.2003, http://www.ntvmsnbc.com)

‘AIDS’ten ölümler, 70 milyonu bulabilir’

Araştırmacılar, AIDS hastalığından ölümlerin 2020 yılında 70 milyon kişiyi bulacağı uyarısında bulundu. (27.06.2003 http://www.ntvmsnbc.com)

SARS’ın kronolojik seyri

Akut solunum yetmezliği sendromunun (SARS), bazı ülkelerde kontrol altına alınabildiği, bazı ülkelerde ise yavaşladığı haberleri gelmesine karşın, SARS hala korkutucu olmayı sürdürüyor. (29.04.2003 http://www.ntv-msnbc.com)

İran’da salgın hastalık

İran’da ölümcül bir virüsün sığırların yüzde 30′una bulaştığı belirtilerek, halk, virüsün sebep olduğu ”Kırım-Kongo humması” olarak bilinen salgın hastalığa karşı uyarıldı. İRNA’nın haberine göre, Sağlık Bakanlığı Hastalık İdaresi Merkezi Başkanı Muhammed Mehdi Guya, virüsün geçen yıldan bu yana 140′tan fazla kişiye bulaştığının tespit edildiğini, bu kişilerden 20′sinin öldüğünü söyledi. (25.05.2002, http://www.hürriyetim.com.tr)

111. Kuş gribi ve Domuz gribi

Peygamber Efendimiz (sav) bundan 1400 yıl önce, ahir zamanda insanların arasında iki salgın hastalığın yayılacağını bildirmiştir. Ayrıca Peygamberimiz (sav)’in bu hastalıklar hakkında verdiği detay bilgiler, bunları daha kolay tespit edebilmemizi mümkün kılmaktadır. Söz konusu hastalıklar, ahir zaman alametlerinin yoğun olarak yaşandığı son yıllarda birbiri ardına ortaya çıkan; her ikisi de ölümcül ve salgın hastalıklar olan kuş ve domuz gripleridir. (Doğrusunu Allah bilir.) Bu konudaki bazı hadisler şu şekildedir:

“Altı şey kıyametten önce olur: … Sonra çok ölen olur. Sizin içinizde koyunların burunlarından akan ve aniden öldüren hastalık gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır.” (Sahih–i Buhari, cizye (2/278 fethul bari))

“İnsanlar, şiddetli bir korku üzerinde olmadıkça, Hz. Mehdi (as) zuhur etmez. Ondan önce zelzeleler, fitneler, insanların başına gelen belalar ve taun (veba) hastalığı zuhur edecektir… İşte o vakit (Hz. Mehdi (as)) zuhur edecektir. Ona yetişene ve onun yardımcılarından olanlara müjdeler olsun. Ona (Hz. Mehdi (as)’a) muhalefet edenlere ve emrine karşı gelenlere yazıklar olsun.” (Fera idu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam el-Mehdi el-Muhtazar)

A/H1N1 domuz gribi ile AH5N1 kuş gribi virüsleri, bu hayvanların solunum yollarındaki hücrelerin alıcılarına yerleşir. Hem kuşlar hem de domuzların milyonlarca yıldır var olan canlılar olmalarına rağmen, Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği gibi bu zamanda salgın hastalıklara sebep olması ahir zamanda yaşadığımıza bir başka delilidir. Söz konusu durum, tam da Hz. Mehdi (as)’ın zuhur döneminde, Allah’ın emriyle insanlar arasında yayılmıştır.

112. Ani Ölümlerin Çoğalması

Kıyametten evvel altı (şey) say: Ölümüm, Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunun kuası (göğüste beliren öldürücü sancı) gibi, sayısız ölüm hadiseleri… (Kıyamet Alametleri, s. 123)

Ani ölümler de kıyamet alametlerindendir. (Kıyamet Alametleri, s. 147)

Günümüzde ani ölümlere sebep olan hastalıkların sayısında artış vardır. Özellikle çeşitli beslenme ve yaşam şekli bozuklukları nedeniyle, kalp krizi oranlarının yükselmesi bu ani ölüm sebeplerinden biridir.

113. Cinayetlerin Artması

“Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz.” (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, s. 468)

… fitneler, korkulu durumlar ve cinayetler görülmesi. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39)

Resulullah: “Herc artmadıkça Kıyamet kopmaz!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Herc nedir ey Allah’ın Resûlü?” diye sordular. “Öldürmek! Öldürmek!” buyurdular.” (Müslim, Fiten: 18, 157)

“… kan dökülmesi… kıyamet alametlerindendir.” (Kıyamet Alametleri, s. 142)

Kıyamet kopmasından önce muhakkak birtakım herc vakaları vardır, buyurdu. Ben de: Ey Allah’ın Resulu, herc nedir, diye sordum. Resul-ü Ekrem; Öldürmektir, yani cinayetlerdir, buyurdu… Bu öldürmekten maksat, müşrikleri öldürmek değildir. Fakat birbirinizi öldürmenizdir. Hatta o derece ki, insanın komşusunu, amcasının oğlunu ve yakın akrabasını öldürmesidir, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 385, no. 711)

Cinayet olaylarındaki artış ahir zamanın alametlerindendir. Günümüzde kimi insanların adam öldürtmek için katil kiraladıkları, birtakım insanların yasa dışı örgütlenmelerle cinayet şebekeleri oluşturdukları göz önünde bulundurulursa, bu hadisin haber verdiği olayların gerçekleştiği de açıkça görülecektir.

114. İntihar Vakalarının Artması

İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. (Kitabü’n-Nihaye, İbn-i Kesir, 1/131)

115. İç Savaşlar-İhtilaflar

Şu muhakkak ki, yakın gelecekte fitne, tefrika ve ihtilaf(lar çıkaran birtakım insan)lar olacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 376, no. 685)

Kişi, kardeşini öldürmedikçe kıyamet kopmaz. (Kıyamet alametleri, s. 141)

Kalpler birbirinden nefret etmedikçe, fikirler ayrılmadıkça, öz kardeşler dinde ihtilafa düşmedikçe kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s. 142-143)

Zaire’de Hutu ve Tutsi kabileleri arasında yaşanan iç savaş, 20. yüzyılda yaşanan iç savaşlara çok önemli bir örnektir. 1964 yılında iktidara gelen Albay Joseph Mobutu ülkesinin elindeki tüm maden kaynaklarını batılı ülkelere açtı. Ülkenin sosyal düzeni için hiçbir şey yapmayan Mobutu yıllarca kendi servetini artırdı. Bunun üzerine başlayan kabile savaşları çok büyük bir soykırıma da sahne oldu. Yarım milyona yakın insan öldü.

Etnik ırklar arasında yaşanan savaşlar, yani “soy koruyuculuğu”, yalnızca Zaire’de değil pek çok ülke içinde vahşi sahnelerin yaşanmasıyla sonuçlandı. Allah Kuran’da din ahlakından uzak cahiliye insanlarının bu nefret dolu soy koruyuculuklarına şöyle dikkat çekmiştir:

Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, ‘öfkeli soy koruyuculuğu’nu (hamiyeti), cahiliyenin ‘öfkeli soy koruyuculuğunu’ kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü’minlerin üzerine ‘(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu’ indirdi ve onları “takva sözü” üzerinde ‘kararlılıkla ayakta tuttu.” Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26)

Allah’ın yasakladığı bu düşmanlık ve kin ahir zamanın ilk döneminde de görülecektir. Hz. İsa (as)’ın tekrar yeryüzüne dönmesi ise, tüm bu düşmanlıkların, savaşların, çatışmaların son bulduğu, dünyaya barış ve huzurun yerleştiği kutlu bir dönem olacaktır.

116. Okur-Yazarların Artması

Kıyametin yaklaşmasına doğru… okur-yazar çoğalır. (Müslim, Ahmed bin Hanbel; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 98; Ramuz-El Ehadis, 1/121)

20. ve 21. yüzyılı geçmiş yüzyıllardan ayıran önemli bir özellik de okur-yazarlık oranlarında kaydedilen ilerlemedir. Geçmiş dönemlerde okur-yazarlık toplumun belirli bir kesiminin sahip olduğu bir imtiyaz statüsünde kalmıştır. 20. yüzyılın sonlarına doğru ise başta UNESCO olmak üzere, hükümetler ve sivil toplum örgütleri dünya genelinde kampanyalar düzenlemişlerdir. Bu eğitim seferberliği, teknolojik yeniliklerin de insanlığın hizmetinde kullanılmasıyla birlikte günümüzde meyvelerini vermektedir. UNESCO’nun 2003 yılında yayınlanan raporuna göre, dünya nüfusunun %84′ü okur-yazar konumundadır.54

Bu rakam kuşkusuz, geçen ondört yüzyıl içindeki en yüksek orandır.

117. Zamanın Kısalması

Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… Zaman kısalacak ve vasıtalarla mesafeler kısalacak. (Buhari, Fiten: 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/313)

Bineğine binmiş olan kimse, Irak ile Mekke arasında yolu şaşırma kaygısından başka hiçbir korku taşımadan seyahat etmedikçe kıyamet kopmaz. (Müntehab-ı Kenzu’l-Ummal, 2/370-371)

Onun zamanında develere gerek kalmaz. (Geleceğin Tarihi 3, s. 183)

Yaşadığımız yüzyılın sesten hızlı uçakları, trenleri ve diğer gelişmiş ulaşım araçlarıyla, eski dönemlerde aylar süren yolculuklar şimdi birkaç saat içinde, üstelik çok daha güvenli, rahat ve konforlu bir biçimde yapılabilmektedir. Hadisin işareti de bu şekilde gerçekleşmektedir.

Günümüzün ileri teknoloji ürünü ulaşım araçlarına Allah Kuran’da şu şekilde işaret etmiştir:

Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkepleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır. (Nahl Suresi, 8)

Peygamberimiz (sav) başka hadislerinde ise zamanın kısalması konusunda şu bilgileri vermiştir:

Zaman tekarüb ederek (yaklaşarak) gece ile gündüz birbirine yaklaşır… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 374, no. 681)

Zaman kısalıp sene ay, ay hafta, hafta gün, gün saat, saat de ateş tutuşturacak kadar az bir zaman olmadıkça kıyamet kopmaz. (Tirmizi, İbn-i Mace, Ahmed bin Hanbel; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 109)

Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

Zaman yakınlaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, haftada bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur. (Tirmizi, Zühd: 24, 2333)

Bu hadislerde de görüldüğü gibi ahir zamanda geçmişe göre büyük bir zaman kazancı olacaktır. Nitekim asırlar önce kıtalar arasında haftalar alan haberleşme günümüzde internet ve iletişim teknolojileriyle saniyeler içerisinde tamamlanmaktadır. Geçmişin kervanları ile aylar süren seyahatler sonucu ulaşılabilen eşyaları, günümüzde kısa sürede temin etmek mümkündür. Çok değil, daha birkaç yüzyıl önce tek bir kitabın yazılması için geçen sürede bugün milyonlarca kitap basılabilmektedir. Bütün bunların yanı sıra temizlik, yemek yapma, çocuk bakımı gibi gündelik işler, gelişmiş teknolojinin ürünlerinin yardımıyla vakit almaktan çıkmıştır.

Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir. Elbette burada üzerinde durulması gereken Peygamberimiz (sav)’in 7. yüzyılda haber verdiği kıyamet işaretlerinin günümüzde aynen gerçekleşmesidir.

118. Şehirleşmede Artış

“Ey Enes! İnsanlar şehirleşecekler, o şehirlerden bazılarına: “Basra ve Kusayre” denilecek.” (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, İmam Şarani, s. 490)

Özellikle 19. yüzyılan ikinci yarısından itibaren etkilerini gösteren Sanayi Devrimi ile birlikte, insanlar kırsal bölgeleri terk edip şehirlere yerleşmeye başlamışlardır. O dönemden beri de şehirlerdeki nüfus her geçen yıl giderek artmaktadır. Yapılan araştırmalar yalnızca ülkemizde 2020 yılında şehirlerde yaşayacak olan nüfusun, ülke nüfusunun yüzde 80′ini oluşturacağını göstermektedir.55 Önceki yüzyıllarda görülmeyen bu durumun, hadiste bahsi geçen ahir zaman alameti olduğu son derece nettir.

119. Yüksek Binaların İnşa Edilmesi

Yüksek yüksek binalar inşa edilmedikçe… kıyamet kopmaz. (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, s. 468)

Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… Yüksek binalar yapmada insanlar birbirleriyle yarışacak. (Buhari, Fiten: 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/313)

Binaların gökdelenler haline gelmesi… (Kıyamet Alametleri, s. 146)

Yüksek katlı binalar 19. yüzyılın sonlarında inşa edilmeye başlanmıştır. Teknolojinin ilerlemesi, çeliğin yaygınlaşması ve elektrikli asansörlerin kullanılması gökdelenlerin inşaatına hız kazandırmıştır. Gökdelenler 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin önemli bir parçası olmuş, günümüzde de kimileri için adete birer prestij sembolü haline gelmiştir. Bugün dünyanın en yüksek yapılarından bazıları ve yükseklikleri şöyledir:56

CNN Tower (Kanada) – 555 m.

Oriental Pearl TV Tower (Çin) – 467 m.

Petronas Tower 1 ve 2 (Malezya) – 449 m.

Sears Tower (Chicago) – 443 m.

Hadiste belirtilen, insanların yüksek binalar yapma yarışı da ülkelerin daha yüksek gökdelenler yapabilmek için büyük bir rekabet ve yarış içerisine girmeleriyle tam olarak gerçekleşmiştir. 1400 sene öncesinden böyle bir olayın haber verilmiş olması elbette bir mucizedir. Aynı zamanda da Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği kıyamet öncesi ahir zaman döneminin günümüzde yaşandığının da önemli alametlerinden biridir.

120. Çarşıların Yakınlaşması

… Çarşılar yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. (Mecmeu’z-Zevaid, 7/327)

Günümüzde alışveriş imkanları geçmiştekiyle kıyas olmayacak kadar gelişmiştir. Hem köy ve kasabalara kadar her yerde insanların istedikleri gibi alışveriş yapabilecekleri marketler, alışveriş merkezleri vardır, hem de ulaşımdaki hız sayesinde insanlar geçmişte ulaşma imkanı bulamadıkları yerlere ulaşıp alışveriş yapma imkanına sahiptir.

Ayrıca günümüzde internet aracılığıyla alışveriş imkanları da çok gelişmiştir. Bir kişi evinde otururken alışveriş yapabilmekte ve dünyanın istediği bölgesindeki istediği her ürünü satın alabilmektedir. Bu yönüyle düşünüldüğünde çarşılar insanların evlerinin içinde gibidir.

121. Kişinin Kamçısının Ucuyla Konuşması

Kişiye kamçısının ucu konuşmadıkça… kıyamet kopmaz. (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, s.471)

Kamçı bilindiği gibi, eski çağlarda özellikle at, deve gibi binek hayvanlarını sürerken yaygın olarak kullanılmış bir araçtır. Yukarıdaki hadis incelendiğinde Peygamberimiz (sav)’in bu sözleriyle bir benzetme yaptığı anlaşılmaktadır. Günümüzde “kamçının şekline benzetebileceğimiz ve konuşan nesne nedir?” diye soracak olursak, bu sorunun en mantıklı cevabı, antenleri ile dikkat çeken telsiz, cep telefonu veya benzeri iletişim araçları olacaktır. İleri teknolojinin ürünü olan bu cihazlar sahip oldukları kamçıya benzer antenlerle dikkat çekmektedirler. Cep telefonu veya uydu telefonu gibi kablosuz iletişim araçlarının çok kısa bir geçmişi olduğunu göz önünde bulundurursak, Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl önce yaptığı tasvirin de ne kadar hikmetli olduğu anlaşılacaktır. Kıyamet öncesi zaman diliminin içinde bulunduğumuza dair bir haber daha böylece tecelli etmiştir.

122. Kişiye Kendi Sesinin Konuşması

Kişiye (kendi) sesi konuşmadıkça… kıyamet kopmaz. (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, s. 471)

Hadisteki mesaj oldukça açıktır: Kişinin kendi sesini duymasının ahir zamanın bir özelliği olduğu belirtilmektedir. Şüphesiz insanın kendi sesini işitebilmesi için öncelikle sesini kayıt etmesi ve sonra da dinlemesi gerekmektedir. Ses kayıt ve reprodüksiyon teknolojisi de 20. yüzyılın bir ürünüdür; bu gelişme bilimsel bir dönüm noktası olmuş, haberleşme ve medya sektörlerinin doğmasına yol açmıştır. Ses kaydı özellikle bilgisayar ve lazer teknolojilerindeki son gelişmelerle mükemmele ulaşmış durumdadır.

Kısacası, günümüzün elektronik aletleri, mikrofonları ve hoparlörleri sesin kaydedilmesi ve dinlenmesine imkan sağlamakta ve bizlere yukarıdaki hadisin verdiği haberin tecelli ettiğini göstermektedir.

123. Ürün Artışı

İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak… İnsan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir… Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 43)

Peygamber Efendimiz (sav) ahir zamanda yaşanacak teknolojik gelişmelerle ilgili daha pek çok bilgi vermiştir. Hadislerde modern tarıma geçilmesi, yeni üretim tekniklerinin geliştirilmesi, tohum ıslahı çalışmaları ve yağmur sularının yeni barajlar, göletler yapılarak değerlendirilmesi sonucunda oluşacak üretim artışına işaret edilmektedir.

Günümüzde teknoloji çok büyük bir hızla gelişmekte, ürünlerin hem kalitesinde hem de üretim miktarında çok fazla artırıma gidilebilmektedir. Özellikle de genetik biliminde yaşanan hızlı gelişme, teknolojinin bazı türlerinde olduğu gibi tarım teknolojisinde de büyük bir devrim yaşatmaktadır.

124. Çöllerin Yeşertilmesi

Arabistan’da da nehirler ve bahçeler oluşmadıkça kıyamet kopmaz. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 17/22, hadis no: 8819)

Arab topraklarından nehirler ve dereler akmadıkça kıyamet kopmaz. (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, İmam Şarani, s. 471)

Ahir zamanda ürünlerde yaşanacak olan bolluğa işaret eden bir başka teknolojik gelişme de çöllerin yeşertilmesidir. Dünyada kara parçalarının yüzde kırk üçünü çöllerin oluşturduğu düşünülürse, bu konunun tarım teknolojisi için ne kadar büyük bir önem taşıdığı daha kolay anlaşılır. Günümüzde suyun verimsiz çöl topraklarına kadar ulaştırılmasıyla, en kurak topraklarda bile üretim yapılabilmektedir. Eğer bu yüksek teknoloji tüm çöllere uygulanırsa, kıtlığın eşiğinde olan pek çok ülke çok verimli ekim alanlarına kavuşacaktır. Elbette bunun için çok büyük bir teknoloji gerekmektedir.

Çöl bölgelerinde tarım yapılabilmesi için sulama konusunun çözülmesi ve ekim yapılabilir toprakların sağlanması gerekir. Bunun için üzerinde çalışılan teknolojilerden biri bilgisayar kontrolünde yapılan sulamadır. Bu teknolojiyle su akışı doğrudan bitkilerin kök bölgelerine yönlendirilmekte, tek bir damla suyun bile israf edilmesi engellenmektedir. Her türlü suyun arıtılarak kullanıma geçirilmesi de çöl tarımında çok önemli bir yer tutar. Bunun için sel ve deniz sularının çok hızlı bir şekilde kullanıma geçirilmesi de tarım teknolojisinin temelini oluşturmaktadır. Bu şekilde çok geniş bir su kaynağı sağlanmış olacak ve ülke ekonomilerine büyük bir destek sağlanacaktır. Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde suyun verimli şekilde kullanılmasına da işaret etmiştir:

… ümmetin gerek iyileri ve gerekse de kötüleri, misli asla görülmemiş şekilde, pek çok nimetlere sahip olacaktır. Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek, toprak bir tek tohum istemeden verimli ve bereketli olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

125. Ömürlerin Uzaması

Onun zamanında… ömürler uzayacaktır. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar s. 43)

Peygamberimiz (sav)’in verdiği bu haberin üzerinden ondört asır geçmiştir. Kayıtlar, ortalama yaşam süresinin içinde bulunduğumuz çağda diğer tüm dönemlerden daha fazla olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hatta 20. yüzyılın başları ile sonları arasında dahi büyük bir fark vardır. Örneğin 1995 yılında doğmuş olan bir çocuğun 1900′lerde doğmuş birisine göre ortalama 35 yıl daha uzun yaşayacağı tahmin edilmektedir.57 Bu konudaki çarpıcı bir başka örnek de, geçmişte 100 seneden fazla yaşayan insanların oldukça nadir, günümüzde ise çok sayıda olmasıdır.

Birleşmiş Milletler Nüfus Departmanı kaynaklarına göre, son birkaç yılda dünya nüfusu yüksek ölüm oranlarından düşük ölüm oranlarına doğru dikkate değer bir geçiş devresindedir. Demografik devrim olarak nitelenen bu gelişmenin merkezinde de yaşlıların sayı ve oran olarak artışı yer almaktadır. Böylesine hızlı ve geniş ölçekli bir gelişmenin uygarlık tarihinin hiçbir döneminde görülmediği de aynı kaynakta vurgulanmaktadır.58

Şüphesiz yaşam süresindeki bu artış sebepsiz değildir. Tıp teknolojisinin ilerlemesine bağlı olarak sağlık hizmetlerindeki gelişme insanların böyle bir nimete kavuşmasına olanak sağlamıştır. Bunlara ek olarak, genetik bilimindeki gelişmeler ve halen büyük bir hızla ilerlemekte olan İnsan Genomu Projesi sağlık alanında yepyeni bir dönem başlatmak üzeredir. Bu ilerlemeler geçmiş zamanlarda yaşayan insanların hayal bile edemeyeceği bir boyuttadır. Tüm bu gelişmelere dayanarak şunu söylemek mümkündür: Yaşadığımız çağın insanları yukarıdaki hadisin haber verdiği uzun ve sağlıklı hayat standardını yakalamışlardır. Ve bu standart, yakın gelecekte daha da yükselecek gibi görünmektedir.

126. Sahte Mesihlerin Ortaya Çıkışı Hz. İsa (as)’ın Gelişinin Habercisidir

Allah’ın şerefli elçisinin gelişi için hazırlık yapmak isteyen iman sahiplerini gevşekliğe sürüklemek isteyenler olabilir. Bu insanlar çeşitli bahanelerle Hz. İsa (as) için hazırlık yapmayı gereksiz göstermeye çalışabilirler. Bunun için kullanacakları bahanelerden biri de sahte mesihlerin ortaya çıkması olacaktır. Zaman zaman akıl sağlığı yerinde olmayan veya çeşitli çıkarlar peşinde olan kimi insanlar Hz. İsa (as) olduklarını iddia etmişlerdir. Bazı çevrelerse bu cehalet içindeki insanların yaptıklarını kendi menfaatleri için kullanmaya çalışmış, “Hz. İsa (as) gelecek şeklindeki yorumlar, sahte mesihlerin ortaya çıkmasına neden oluyor” şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu açıklamalarla Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne yeniden gelişi için yapılacak hazırlıkları yavaşlatmak ve hatta durdurmak istemişlerdir. Ancak Allah’ın vaat ettiği bu kutlu dönemin gelişini kimse geciktiremeyecektir. Çünkü bu gibi insanlar çok önemli bir gerçeği fark edememektedirler: “Sahte mesihlerin ortaya çıkışı Hz. İsa (as)’ın gelişinin bir alametidir, müjdesidir”. Peygamberimiz (sav) hadislerinde şöyle bir haber vermiştir:

Her biri Allah’ın Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı gönderilmedikçe kıyamet kopmayacaktır. (Tirmizi, Fiten: 43; Ebu Davud, Melahim: 16)

Her birisi kendinin Tek Mabud olan Allah’dan Resul olarak gönderildiğini iddia eden altmış yalancının çıkması. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 36)

Yukarıdaki hadisler bizlere günümüz dünyasındaki gelişmeleri anımsatmaktadır. Bazı sahtekarlar Müslümanların ve Hıristiyanların beklentilerini suistimal ederek peygamberlik iddialarıyla ortaya çıkmakta ve bazen de büyük felaketlere neden olmaktadırlar.

Uzmanlar sözde mesih akımlarının 1970′li yıllarda ortaya çıkmaya başladığını, o tarihten bu yana da hızlı bir artış içinde olduklarını ifade etmektedir. Uzmanlara göre, bu artışa neden olan başlıca iki temel husus bulunmaktadır. Bunlardan birisi komünizmin yıkılması, diğeriyse internet teknolojisinin sağladığı imkanlardır.59 Aşağıdaki alıntılar konuyla ilgili seçilmiş birkaç örnektir:

Federal ajanlar ve mezhep üyeleri arasındaki 51 günlük gerginlik trajediyle sonuçlandı. Mezhebin Waco, Texas yakınlarındaki tesisleri tamamen yandı. 33 yaşındaki, “Branch Davidians” hareketinin lideri ve sözde mesihi David Koresh de diğer 74 kişiyle birlikte öldü.60

Geçen hafta İsviçre ve Kanada’da, sözde Mesih Luc Jouret’in taraftarlarından ve onların çocuklarından oluşan 53 kişi öldü. Bu iki ülkenin polisleri ölümlerin nedeninin toplu intihar, toplu katliam veya ikisinin bir karışımı olup olmadığını araştırıyor.61

En kötü mezhep katliamının korkunç delili… Uganda’da yeni mezarlar bulundukça, liderleri tarafından kandırılan fanatik bir mezhebin 1000′e yakın taraftarının öldüğünden endişe ediliyor…62

Öyle bir olaydı ki, yol açtığı şok dalgaları dünyanın her yanına yayıldı: Çağdaş tarihin en kötü toplu intiharı. Bir mezhebin üyeleri olan 900′den fazla insan Güney Amerika ormanlarında bulundu. Ölüler Jim Jones’un taraftarlarıydı.63

Sahte peygamberlere Kuran ayetlerinde de dikkat çekilmiştir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:

Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahy geldi” diyen ve “Allah’ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim” diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün ‘şiddetli sarsıntıları’ sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: “Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah’a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O’nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz” (dediklerinde) bir görsen… (Enam Suresi, 93)

Ayetin devamında bildirildiği gibi, bu insanlar ayetin hükmüne girebilir ve uydurdukları yalanın karşılığını görebilirler.

Şüphesiz, sahte mesihlerin yalanlarının tümüyle ortaya çıkacağı günler yakındır. Çünkü Peygamberimiz (sav) yalancıların ardından Hz. İsa (as)’ın geri dönüşünü de müjdelemiştir.

Gerçek iman sahipleri, Hz. İsa (as)’ı, alametlerinden hemen tanıyacaklardır. Yaptığı her hareket hikmetli ve benzersiz olacak, bu alametlerle diğer insanlardan ayrılacak ve hiçbir ispata gerek duymadan hemen tanınabilecektir. Sahte mesihlerin kendilerini ispata çalışmaları ise onların sahteliklerinin en açık delilidir.

Hz. İsa (as)’ın delilleri, yaptıkları olacaktır. O, dinsiz akımları, inkarın ve ahlaksızlığın insanlar arasında yayılması için çaba sarf edenlerin sistemlerini çok büyük bir bozguna uğratacaktır. Allah’ın vahyiyle hareket ettiği için inkar edenlerin tuzaklarını bozması, din ahlakını insanlar arasında yayması, küfrün çabalarını etkisiz hale getirmesi onun için çok kolay olacaktır. Mucizeleriyle Allah’ın dininin hak olduğunu ve iman edenlerin mutlaka üstün geleceklerini ispat edecektir. Rabbimiz inananları Kuran’da şöyle müjdeler:

Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 8-9)

İncil’de Mesih’in Dönüş Alametleri

Hazreti İsa (as)’ın ikinci kez yeryüzüne gelecek olması Hıristiyanlığın temel inanç esaslarındadır. İncil’in pek çok yerinde Hz. İsa (as)’ın ikinci kez yeryüzüne geleceği bildirilmiş ve samimi olarak iman eden Hıristiyanların bu kutlu gün için en güzel şekilde hazırlanmaları gerektiği ifade edilmiştir: Bunlardan bazıları şöyledir:

İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut O’nu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı. “Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?” diye sordular. “Sizden göğe alınan bu İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir. ” (Elçilerin İşleri, 1:9-11)

Bu arada, mübarek ümidimizin gerçekleşmesini, İsa Mesih’in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz. (Pavlus’un Titus’a Mektubu, 2:13)

Bütün bunlar, İsa gökten gelip göründüğü zaman olacak. İsa, Allah’ı tanımayanları ve kendisiyle ilgili müjdeye uymayanları cezalandıracak. (2. Selaniklilere, 1:7-8)

İkinci kez, … kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir. (İbranilere, 9:28)

İşte, bulutlarla geliyor! Her göz O’nu görecek… (Esinleme, 1:7)

Ayrıca İncil’de Hz. İsa (as)’ın geliş alametlerinin neler olduğu da açıklanmıştır. İncil’de Hz. İsa (as)’ın ikinci kez gelişinin alametlerini, öğrencilerine şu şekilde anlattığı bildirilir:

İsa Zeytinlik Dağı üzerinde otururken, şakirtleri ayrıca gelip ona dediler; “Bize söyle bu şeyler ne zaman olacak? Ve senin gelişine ve dünyanın sonuna alamet ne olacak?” İsa cevap verip onlara dedi ki; “Sakın sizi kimse saptırmasın çünkü birçokları, ‘Mesih benim’ diye benim ismimle gelip birçoklarını saptıracaklar.” (Matta, 24: 3-6)

Size şimdiden, bunlar olmadan önce söylüyorum ki, bunlar olunca benim O olduğuma inanasınız. (Yuhanna, 13:19)

Bu bölümde İncil’de yer alan Mesih’in geliş alametlerini inceleyeceğiz.

127. Sahte Mesihlerin Çıkması

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Sakın kimse sizi saptırmasın! Çünkü birçokları, ‘Mesih benim’ diyerek benim adımla gelecek, birçok kişiyi saptıracaklar.” (Matta, 24: 3-5)

Eğer o zaman biri size, ‘İşte Mesih burada’, ya da ‘İşte şurada’ derse, inanmayın. Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek… (Matta, 24: 23-25)

Birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak. (Matta, 24: 11)

İsa, “Sakın sizi saptırmasınlar” dedi. “Birçokları, ‘Ben oyum’ ve ‘Zaman yaklaştı’ diyerek benim adımla gelecekler. Onların ardından gitmeyin. (Luka, 21: 8)

128. Bazı İnsanların Mesih’in Gelişinden Umut Kesmeleri

Evvela şunu bilirsiniz ki, son günlerde alaycılar kendi arzularına göre yürüyerek ve “Onun zuhurunun vaadi nerededir? Çünkü babaların uyudukları günden beri herşey hilkatin başlangıcından olduğu gibi kalıyor” diye alayla geleceklerdir. (Petrus’a II. Mektup, 3: 3-4)

“Bunun için siz de hazır olun! Çünkü İnsanoğlu, ummadığınız bir saatte gelecektir.” (Matta, 24: 44)

129. Depremlerin Artması

Sizin gördüğünüz bu şeylere gelince, günler gelecek ki, o vakit burada yıkılmadık taş üstünde taş kalmayacaktır. (Luka, 21: 6)

Korkmayın sakın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır. (Matta, 24:7)

Şiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler olacak. (Luka, 21: 11)

130. Kıtlıklar Olması

… yer yer kıtlıklar, depremler olacak. Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır. (Matta, 24: 7)

…, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler olacak. (Luka, 21: 11)

131. Büyük Savaşların Yaşanması

… Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Korkmayın sakın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak… (Matta, 24: 6-7)

Savaş ve isyan haberleri duyunca telaşlanmayın. Önce bunların olması gerek. Ama son hemen gelmez.” Sonra onlara şöyle dedi: “Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak.” (Luka, 21: 9-10)

132. Sevginin Azalması, Kin ve Öfkenin Artması

O zaman birçok kişi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler… Kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi soğuyacak. (Matta 24: 10, 12)

… Kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın ve iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Allah’tan çok eğlenceyi seven, Allah yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur. (Timoteasa II. Mektup, 3: 2-5)

133. İnsanların Din Ahlakından Uzaklaşması

Çünkü öyle bir zaman gelecek ki, sağlam öğretiye dayanamayacaklar. Kulaklarını okşayan sözler dinleyebilmek için çevrelerine, kendi arzularına uygun öğretmenler toplayacaklar. Kulaklarını gerçeğin sesine tıkayacak, dönüp efsanelere dalacaklar. (Timoteasa II. Mektup, 4: 3-4)

… sonraki zamanlarda bazıları imandan dönecek. (Timoteosa I. Mektup, 4: 1)

Allah’tan çok eğlenceyi seven, Allah yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar.Böylelerinden uzak dur.

134. İnsanlara Dehşet Veren Felaketlerin Yaşanması

Dünyanın üzerine gelecek felaketleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak… (Luka, 21: 26)

…Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. (Matta, 24: 30)

135. Salgın Hastalıkların Yaygınlaşması

Şiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler olacak. (Luka 21: 11)

136. Dini Menfaatlerine Alet Eden Kişilerin Ortaya Çıkması

Çünkü öyle bir zaman gelecek ki, sağlam öğretiye dayanamayacaklar. Kulaklarını okşayan sözler dinleyebilmek için çevrelerine, kendi arzularına uygun öğretmenler toplayacaklar. Kulaklarını gerçeğin sesine tıkayacak, dönüp efsanelere dalacaklar. (Timoteasa II. Mektup, 4: 3-4)

Allah yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur. (II.Timoteas 3: 5)

137. Gökyüzünde Olağanüstü Olayların Yaşanması

Şiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler olacak.(Luka, 21: 11)

O zaman İnsanoğlu’nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. (Matta, 24: 30)

138. Ahlaki Bozulma

İnsanlar, kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın ve iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Allah’tan çok eğlenceyi seven, Allah yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur. (Timoteasa II. Mektup, 3: 1-5)

Sonraki vakitlerde bazıları imandan irtidad edip (uzaklaşıp, çıkıp), aldatıcı ruhları ve cinlerin öğretişini dinleyecekler. Yalan söyleyenlerin ikiyüzlülüğü ile vicdanları dağlanacak. (Timoteosa I. Mektup, 4: 1-2)

139. Samimi Olarak İman Edenlerin Baskı Görmesi

Benim adımdan ötürü kralların ve valilerin önüne çıkarılacaksınız… Anne babalarınız, kardeşleriniz, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verecek ve bazılarınızı öldürtecekler… Dayanmakla canlarınızı kazanacaksınız.. (Luka 21:12,16,19)

140. İman Edenlerin Sakınması Gereken Fitnelerin Ortaya Çıkması

Daniel peygamberin sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman Yahudiye’de olanlar dağlara kaçsın. Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, ondan sonra da olmayacaktır. (Matta, 24:15, 21)

O vakit, Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsınlar ve onun içinde olanlar çıksınlar, kırda olanlar oraya girmesinler. (Luka, 21: 20-21)

O günde kendisi damın üzerinde ve eşyası evin içinde olan adam, onları almak için aşağı inmesin, böylece tarlada olan da geri dönmesin. (Luka, 17: 31)

141. İnsanlara Acı ve Sıkıntı Veren Olayların Yaşanması

O zaman insanoğlu’nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, insanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. (Matta, 24: 30)

Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, ondan sonra da olmayacaktır. O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak. (Matta, 24: 6, 21-22)

O günlerde gebe ve emzikli olanların vay başına! Çünkü memleket üzerine büyük sıkıntı ve bu kavme azap gelecektir. (Luka, 21: 23)

O günlerde öyle sıkıntı olacak ki, onun gibisi Allah’ın halkettiği hilkatin (yaratılışın) başlangıcından şimdiye kadar ne olmuştur, ne de olacaktır. (Markos, 13: 19)

142. Deccal’in Çıkışı

Hiçbir surette kimse sizi aldatmasın. Çünkü önce irtidat gelmedikçe ve İlah denilen, yahut ibadet edilen herşeye karşı duran ve Allah’ın mabedinde oturup kendisinin Allah olduğunu göstermek suretiyle kendisini yükselten, fesat adamı, helak oğlu, izhar olmadıkça (meydana çıkarılmadıkça) o gün gelmez. (Selaniklilere II. Mektup, 2: 3-4)

 Herc-ü Merc: İnsanlar arasında meydana gelen fitne, fesat, darmadağınık, karmaşık, allak bullak ortam.

 İrhasat: Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğinden evvel meydana gelen olağanüstü hallerdir ki, bunlar peygamberliğine delil teşkil eden olaylardandır.

No comments yet.

De ki;

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: